Aslında Hasan-Âli Yücel, kendisinden önceki Bakan olan Saffet Arıkan’ın köy öğretmeni yetiştirme yolundaki çabalarını sürdürerek işe başlamıştır. Bakanlığı sırasındaki en büyük işi, Köy Enstitülerinin kuruluş ve çalışmalarını her zaman desteklemiş olmasıdır. O, “köy hayatının kendine has şartlarını göz önünde bulundurmadan köyde eğitim işini şehir hayatına kıyas ederek tanzim etmenin sakatlığını, tecrübe bize fiili surette göstermiştir” diyordu . Ancak bu Enstitülerden çıkıp köylere dağılan öğretmenler, oralardaki feodal sistemle mücâdele etmeye başlayınca, Meclis’te feodal sistemden gelmiş milletvekilleriyle Hasan-Âli Yücel çatışması başlamıştır .
Hasan-Âli Yücel’in Milli eğitim bakanlığı sırasında yaptığı en önemli işlerden birisi de Üniversiteler Kanunu’nun çıkartılması için gösterdiği destektir. Yücel’e göre, “ilimde hürriyet, fikirde hürriyet demektir.” Hürriyet olmayınca şahsiyet olmaz. Üniversite özerkliğinin getirdiği hürriyet; istediği gibi hareket etme, derslere girmeme, siyasî faaliyette bulunmak demek değildir. Yücel, gerek öğretmenlerin gerekse öğretim üyelerinin siyasetle ilgilenmelerini hiçbir zaman hoş karşılamamıştır. Üniversite özerkliği, hür bir çalışma ortamı yaratmak için verilmiştir. Üniversitelerde vazifeye bağlılık, bilim aşkı ve hasbi çalışmanın getireceği bilimsel bir zihniyet yaratılmalıdır. Yücel, Türkiye’de yükseköğretimin bir düzen ve disiplin altına alınmasını sağlamıştır.
Kültür politikası
Hasan-Âli Yücel, Doğu ve Batı uygarlıklarını çok iyi tanıyan bir aydın idi. Onun inancına göre, hakikat, dine aykırı olamazdı. Bir insanda müspet bilgi ne kadar kuvvetli olursa din o kadar iyi anlaşılırdı. Müslümanlık aklın muhafazasını ve doğru işlemesini birinci şart sayıyordu. Zaten müslümanlıkta aklı olmayana dinî bir sorumluluk da yüklenmiyordu. Yücel, Allah’a, Peygambere inanınız, temiz bir müslüman olunuz diyordu .
Öte yandan, Türkiye toprakları üzerinde yaşayan milyonlarca insanı Türk kültürünün hamuru içinde yoğurup millî birliği sağlamak için her yerde kültür merkezleri kurulmalı idi. Millî birliği gerçekleştirecek olan bu “eğitim karargâhları”nı kurmakta tereddüt etmek, gaflete düşmektir. Bu nedenle “her soydan vatandaşın parçalanmaz bir bütün olan Türklük” içinde toplanmasını sağlamak için, özellikle Doğuda eğitim-öğretim kurumlarına büyük görevler düşmekteydi.
__________________
|