Orta Asya Türk toplumları arasında örgün eğitim denilebilecek ilk çalışmalar, Budist kültür merkezlerindeki manastırlarda ("vihara") ortaya çıkmış; buralarda gençler teorik ve pratik olarak Budizm ilkelerine göre yetiştirilmiş ve daha sonra propagandacı olarak çeşitli yerlere gönderilmiştir. Bu dine giren Türk hükümdarları da geniş kütüphanelere sahip olmakla, sanatı korumakla tanınmış "âlim" kişiler idi.
Bu bize, İslâmiyet öncesi dönemde Orta Asya Türk toplumları arasında yaygın bir bilim, sanat ve kültür faaliyetinin olduğunu, örgün ve yaygın esasta yoğun bir eğitim çalışmasının sürdürüldüğünü göstermektedir.
Budist kültür merkezleri Göktürklerden önce Hunlar zamanında Orta Asyanın önemli yerleşim yerlerine dağılmışlardı. Tabgaçlar da Kansu'da Hunları mağlup ettiklerinde, onların hizmetindeki sanatçı rahipleri ("toyın") kendi illerine götürmüşlerdi.
Göktürkler ve Kangılı boyları 5. Yüzyıldan itibaren Budizme girmeye başladılar. Budizmin buradaki yayılması da saraylar vasıtasıyla oldu. Uygurlarda ise Budizm, sosyal hayatın hemen her alanına damgasını vurmuştu.
Budizm sadece savunduğu dünya ve veren görüşü açısından değil, siyasî açıdan da Türk hakanları tarafından benimsenen bir görüş oluyordu. Türkler, Konfüçyüsçü ve Taocu görüşleri benimsemekten çekiniyorlardı; çünkü bu, Çin yayılmacığının bir vasıtası haline gelebilirdi. Zerdüşt dinini ve Hıristiyanlığı da İran ve Bizans yayılmacılığının vasıtası olabileceğinden dolayı benimsemiyorlardı. Hazar Türklerinin Museviliği kabul etmesi, aynı şekilde din vasıtasıyla siyasî yayılmaya karşı çıkma düşüncelerinden dolayı idi. Bunun gibi, Hindistan'dan gelen Budizmde herhangi bir siyasî amaç görmemiş olabilirlerdi.
Ancak tarihî buluntular ve metinler, İslâmiyet oluşmadan önce Orta Asya Türk toplumları arasında Hıristiyanlığın da Köktürklerden itibaren saraylarda ve şehirlerde yayıldığını gösteriyor. Ancak müslümanlığın gelmesi, Türk toplumları içindeki din propagandalarını ve yayılma hesaplarını altüst etmiştir.
__________________
|