Konu: teoriler
Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-06-2008, 12:08 AM   #9
darklight
_MULTIFUNCTION_
 
darklight - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: May 2008
Nerden: C*
Mesajlar: 9.508
Tecrübe Puanı: 1000
darklight has much to be proud ofdarklight has much to be proud ofdarklight has much to be proud ofdarklight has much to be proud ofdarklight has much to be proud ofdarklight has much to be proud ofdarklight has much to be proud ofdarklight has much to be proud of
darklight - İCQ üzeri Mesaj gönder darklight - MSN üzeri Mesaj gönder darklight - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Bilişsel Çelişki Teorisi

1950'li yıllarda Festinger (1957) tarafından geliştirilen bu teori, bilişsel harmoniyi konu almaktadır ve insanların, bilişsel planda çelişki yaratan biliş, duygu ve davranışlardan kaçındıklarını, biliş öğeleri arasında bir tutarlılık oluşturmaya ve mevcut tutarlılığı korumaya çaba harcadıklarını ön görmektedir.

Bilişsel çelişki, günlük hayatımızda oldukça sık karşılaştığımız bir olgudur. Davranışlarımız, çoğu kez bir şekilde davranmamızı ve bir başka şekilde davranmamamızı gerektiren bir takım dış talep, emir veya zorlamalara bağlıdır. Oysa, genelde düşünce ve kanaatlerimize göre davrandığımıza, kendimizle tutarlı olduğumuza inanırız.

Davranışlarımız, hareketlerimiz, eylemlerimiz ile tutumlarımız, görüşlerimiz, ideolojimiz arasında bir tutarlılık ararız. Bu nedenledir ki, genellikle bir mesleği seçenler, meslekleri hakkında olumlu görüş taşırlar; bir kurum veya iş yerindeki mevkimiz ile iş yerimiz hakkındaki görüşümüz arasında bir ilişki vardır, örneğin hiyerarşik konumumuz yükseldikçe, nispeten daha olumlu düşünürüz ("Taç giyen baş akıllanır" sözü, bu çerçevede değerlendirilebilir).

Tutarlılık teorisyenlerine göre bilişsel öğelerin çelişkisi, insanların kaçındığı, istemediği bir durumdur. Dolayısıyla, insanın temel eğilimi bilişsel tutarlılığı olabildiğince sağlamak ve korumaktır. Tutarsızlık, bilişsel öğelerin birinde veya diğerinde değişimi güdüleyen bir nitelik taşımaktadır.

Bu temel görüşler, denge, uygunluk ve bilişsel çelişki terimleriyle anılan çeşitli tutarlılık teorilerinde az çok ortak olan bir kuramsal çerçeve oluşturmaktadır. Bilişsel çelişki teorisi, kognitif çelişkiye bir motivasyon gücü atfederek onu bir güdü, bir gerilim durumu olarak görmektedir: Bu güdü, insanları, çelişkiyi azaltma, indirgeme yönünde davranışlara itmektedir.

Çelişkinin azaltılması çeşitli yollardan sağlanmaktadır. Bunun için ilk yol, çelişen öğe sayısını azaltmak veya uyuşan öğe sayısını artırmaktır. İkinci yol, uyuşan öğelerin önemini artırırken çelişen öğelerinkini azaltmaktır. Üçüncü yol, bu iki yolu birlikte kullanmak olabilir. Çelişkiyi azaltmanın yollarından hangisinin seçileceği sorunu, çeşitli etmenlere bağlıdır.

Her şeyden önce bireyin realist tutumu ve çevreye başarılı bir uyum, gerçeklik hakkında doğru bir şekilde değerlendirme yapmayı gerektirmektedir. Herhangi bir bilişsel öğe, gerçekliğin doğru bir yansıması olduğunda, gerçekliği değiştirmeksizin, bu gerçekliğe tekabül eden bilişsel öğeyi değiştirmek zorlaşmaktadır.

Ancak, diğer pek çok teorisyen gibi, Festinger de fiziksel ve sosyal gerçeklikleri ayırtetmektedir. Bu ayrım, emprik yollarla tahkik edilebilen veya sosyal uzlaşmalara dayanan gerçeklikler şeklinde de ifade edilebilir. Bu açıdan bakılırsa, çelişkinin kaynağı olan davranışların değiştirilmesi zor veya kolay olabilmektedir. Çelişkiye yol açan bilişsel Öğeler, bireyin davranışıyla ilgiliyse, bilişsel tutarlılık, davranışların değiştirilmesi yoluyla gerçekleştirilmektedir.

Çelişkinin kaynağı dış dünya ise, bilişsel öğeyi değiştirmek için dış dünyayı değiştirmek gerekmektedir. Ancak, fiziksel gerçeklik söz konusu olduğunda bu, genellikle imkansızdır; dolayısıyla fiziksel gerçekliğe tekabül eden bilişsel öğe de, değişmeye karşı direnecektir.

Bu durumda, çelişkiyi azaltmak, diğer öğeler üzerinde oynamayı gerektirmektedir. Fakat fiziksel gerçeklik yerine, sosyal gerçeklik söz konusu olduğunda, örneğin çelişki, bireyin bağlandığı, örnek aldığı, özdeşleştiği kişilerin konsensüsünden ileri geliyorsa, bu konsensüsün değiştirilmesine çalışılabilir ya da bu kişi veya gruplar terk edilebilir.

Çelişkiyi azaltma yolları, aktif veya pasif bir tutum gerektirmesine göre farklılaştırılabilir. Çelişkiyi indirgemek için bireyler, pasif bir tutumla mevcut bilişsel öğeleri değiştiremez veya yenilerini ekleyemezlerse, tutarlılığı destekleyen ve bilişsel sonuçları olan davranışlara yönelmektedir. Yeni enformasyon arayışı, bu tür davranışların bir örneğidir.

Öte yandan çelişkiyi azaltma biçimleri, çelişki olgusunun özelliğine bağlı olabilir, bilişsel çelişki, bir kararın, bir girişimin, bir çabanın, bir emrivaki durumunun, grup etkileşiminin, diğerlerinin önünde kanaatlerinin aksi bir davranışta bulunmanın sonucunda oluşabilir.

Nihayet, bilişsel çelişki teorisi, insanların davranışlarını değiştirmek için, Öncelikle tutumlarının değiştirilmesini gerekli sayan yaygın görüşün aksine, insanların tutumlarını değiştirmenin yolunun, davranışlarını değiştirmekten geçtiğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda bilişsel çelişki teorisi, 'bilincin sosyal gerçekliği değil, sosyal gerçekliğin bilinci belirlediği' tezini sınıf bilinci (proleter bilinci) oluşumunun temeline koyan Marksist yaklaşımla paralellik göstermektedir.
__________________






KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN


İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim.
Zikrini kalbime mi’rac ettim.
Kitabını kendime minhac ettim.
Ben yoktum var ettin.
Varlığından haberdar ettin.
Aşkınla gönlümü bî-karar ettin.
İnayetine sığındım, kapına geldim.
Hidayetine sığındım, lütfuna geldim.
Kulluk edemedim, affına geldim.
Şaşırtma beni, doğruyu söylet.
Neş’eni duyur, hakikati öğret.
Sen duyurmazsan ben duyamam.
Sen söyletmezsen ben söyleyemem.
Sevdir bize hep sevdiklerini.
Yerdir bize hep yerdiklerini.
Yâr et bize erdirdiklerini.

darklight isimli üye çevrimiçi   Alıntı Yap ve Yanıtla