![]() |
|
|
#1 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
DEDE KORKUT
Türklerin masalcı dedesi! Türk'ün geleneklerini, göreneklerini, âdetlerini, inançlarını, başka uluslardan farklarını velhasıl sosyal karakterini masallarına işleyen, onu günümüze kadar güzel bir üslup içinde yaşatarak getiren büyük sanatçı!.. Ne doğduğu yıl bellidir, ne de öldüğü yıl... Hatta yaşadığı yüzyıl bile tartışmalıdır. Masallara karışmış bir masalcıdır Dede Korkut... Ama canlıdır. Nesre benzeyen şiiri, şiire benzeyen nesriyle bezeli hikâyeleri, günümüzde yazılanlardan bile daha diri, daha hayata yakındır. KESİN OLARAK NE ZAMAN YAŞADIĞI BİLİNMEMEKTEDİR Bazı araştırmacılar, Hz. Peygamberin çağında yaşadığını söylerler ve eserleri içinde, bu fikirlerini destekleyen bölümler gösterirler. Bazı araştırmacılar, Uzun Hasan döneminde yaşadığını savunurlar ve eserlerinde, Uzun Hasan'ın yaptığı savaşları ve savaştığı kavimleri düşüncelerine kanıt olarak gösterirler. Bazı araştırmacılar da Oğuz Türklerinin masalcı ve destancısı olduğuna inanır. Bu düşüncede olanlar, bugün elimizde mevcut 12 destan-hikâyesinden, kendi fikirlerini ispat edecek belgeyi bol bol bulurlar. Eğer bir sanat eseri, her çağın insanlarının hayatlarına, düşüncelerine denk düşüyorsa, ölümsüz demektir. Dede Korkut destan-masalları, böylece gerçek bir sanat eseri olduklarını çağımıza kadar tazeliğini yitirmeden gelmeleriyle ispatlamışlardır. Pertev Naili Boratav, Dede Korkut Masalları için İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı makalede, bu masalların 15. yüzyıla kadar sözlü aktarmalarla geldiğini ve 15. yüzyılın ikinci yarısında Akkoyunlular tarafından yazıya geçirildiğini hatırlattıktan sonra, elimizde mevcut metinlerde iki ayrı dönemin olayları bulunduğunu işaret ediyor. DEDE KORKUT MASALLARINI BİR AKKOYUNLU OZAN ELE ALMIŞTIR Oğuz Türklerinin Sir-Derya kuzeyindeki (vatanlarında 9.-11. yüzyıllar arasında ge-çirdikleri hayatları, bu masal - destanlara yansımıştır. Birde bu masal - destanlar, yazıya geçirildikleri 15. yüzyılın Akkoyunlu beyliğinde oluşmuş olayları kapsamaktadır. Dede Korkut masallarının temeli, Oğuz Türklerinin hayatları üzerine oturtulmuştur ve bu dönemin örf, adet, gelenek ve yaşayış biçimlerini yansıtır ama aynı gelenek ve görenekleri yaşayışlarında sürdüren Akkoyunlular, masalları yazılı biçime sokarken, bazı hikâyeleri, o günlerin olayları üzerine oturtarak adapte etmişlerdir. Dede Korkut masallarını kaleme alan Akkoyunlu Ozan, herhalde yüksek bir edebî bilgiye ve maharete sahipti. Belki kendi düşüncelerini de bu masallara katarak onları zenginleştirmiş, âdeta yeniden hayata kavuşturmuştur. Vatikan Kitaplığı’ndaki en eski nüshasında "Korkut Ata Ağzından, Ozan Aydur" kaydının bulunması bunun kanıtıdır. Dede Korkut'un hayatı üzerinde kurulmuş bir efsaneye göre, Dede Korkut, Afrika taraflarında doğmuş, yaşamış ve günün birinde kendisine bir mezar kazıldığını görmüştür. Ö-lümden kim korkmaz! Dede Korkut da bu mezardan ve mezar kazıcılarından kurtulmak için diyar diyar kaçmış, her gittiği yerde mezarını ve kazıcılarını kendisini bekler görünce daha da uzaklara gitmiş ve sonunda Sir-Derya nehrinin ağzına yakın bir yere gelip hırkasını suya yatırmış ve burada tam yüz yıl yaşamış. Bazı önsözlerde, Dede Korkut'un Peygambere elçi gönderildiği yazılıdır. Bu eklemelerin, Türklerin İslâmiyet’i kabul ettikleri yıllarda yapıldığı sanılıyor. DEDE KORKUT'UN GÜNÜMÜZE KADAR 12 HİKAYESİ GELMİŞTİR Dede Korkut, Oğuz Türklerinin "bilicisi" olarak tanınır. Nitekim kendisi: "Oğuz halkının başına hayır gelesini, şer gelesini dedim..." diyerek, söylediği hikmetlerle Oğuz Türklerine yol gösterdiğini açıklıyor ve bir Şaman olması ihtimalini kuvvetlendiriyor. Şamanlar, aynı zamanda ozan oluyorlar, geçmiş zamanların hikâyelerini anlatıyorlar, gelecekten haber veriyorlardı.
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#2 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi. Gene ziyafet tertip edip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin demiştir. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayana Allah Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bilsin demiş idi.
Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı. Meğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızı yok idi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Serin serin tan yelleri estiğinde Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda Büyük cins atlar sahibini görüp homurdandığında Aklı karalı seçilen çağda Göğsü güzel koca dağlara gün vuranca Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han kalkarak yerinden doğrulup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Han'ın sohbetine geliyordu. Bayındır Han'ın yiğitleri Dirse Han'ı karşıladılar. Getirip kara otağa kondurdular. Kara keçe, altına döşediler. Kara koyun yahnisinden önüne getirdiler. Bayındır Han'dan buyruk böyledir hanım, dediler. Dirse Han der: Bayındır Han benim ne eksikliğimi gördü, kılıcımdan mı gördü. soframdan mı gördü, benden aşağı kimseleri ak otağa, kızıl otağa kondurdu, benim suçum ne oldu ki kara otağa kondurdu dedi. Dediler: Hanım, bugün Bayındır Han'dan buyruk şöyledir ki oğlu kızı olmayana Tanrı Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiştir dediler.Dirse Han yerinden kalktı, der: Kalkarak yiğitlerim yerinizden doğrulun, bu garaip bana ya bendendir ya hatundandır dedi. Dirse Han evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim ne söyler: Deyiş Der: Beri gel başımın bahtı evimin tahtı Evden çıkıp yürüyünce servi boylum Topuğunda sarmaşınca kara saçlım Kurulu yaya benzer çatma kaşlım Çift badem sığmayan dar ağızlım Kavunum yemişim düvleğim Görüyor musun neler oldu Kalkarak Han Bayındır yerinden doğrulmuş, bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ diktirmiş, oğulluyu ak otağa, kızlıyı kızıl otağa, oğlu kızı olmayanı kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin, onun ki oğlu kızı olmaya Tanrı Taala ona beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiş. Ben varınca gelerek karşıladılar kara otağa kondurdular, kara keçe altıma döşediler, kara koyun yahnisinden önüme getirdiler, oğlu kızı olmayana Tanrı Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bil dediler: Senden midir, benden midir, Tanrı Taala bize bir topaç gibi oğul vermez nedendir, dedi, söyledi: Der: Han kızı yerimden kalkayım mı Yakan ile boğazından tutayım mı Kaba ökçemin altına atayım mı Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı Öz gövdenden başını keseyim mi Can tatlılığını sana bildireyim mi Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi Han kızı sebebi nedir söyle bana Müthiş gazap ederim şimdi sana dedi. Dirse Han'ın hatunu söylemiş, görelim ne söylemiş. Der: Hey Dirse Han, bana gazap etme, incinip acı sözler söyleme, yerinden kalk, alaca çadırını yer yüzüne diktir, attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç keş, İç Oğuz'un Dış Oğuz'un beylerini basma topla, aç görsen doyur, çıklak görsen donat, borçluyu borcundan kurlar, tepe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır, büyük ziyafet ver, dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize bir topaç gibi çocuk verir, dedi. Dirse Han dişi ehlinin sözü ile büyük bir ziyafet verdi, dilek diledi. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. İç Oğuz, Dış Oğuz beylerini basma topladı. Aç görse doyurdu. Çıplak görse donattı. Borçluyu borcundan kurtardı. Tepe gibi et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı. El kaldırdılar, dilek dilediler. Bir ağzı dualının hayır duası ile Allah Taala bir çocuk verdi. Hatunu hamile oldu. Bir nice müddetten sonra bir oğlan doğurdu. Oğlancığım dadılara verdi, baktırdı. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Oğlan on beş yasma girdi. Oğlanın babası Bayındır Han'ın ordusuna karıştı. Meğer hanım. Bayındır Han'ın bir boğası var idi, bir de erkek devesi var idi. O boğa sert tasa boynuz vursa un gibi öğütürdü. Bir yazın bir güzün boğa ile erkek deveyi savaştırırlardı. Bayındır Han kudretli Oğuz beyleri île temaşa ederdi. seyreder eğlenirdi. Meğer sultanım, gene yazın boğayı saraydan çıkardılar. Üç kişi sağ yanından, üç kişi sol yanından demir zincir île boğayı tutmuşlardı. Gelip meydanın ortasında koyu verdiler. Meğer sultanım, Dirse Han'ın oğlancığı üç de kabile çocuğu meydanda aşık oynuyorlardı. Boğayı koyu verdiler; oğlancıklara koç dediler. O üç oğlan kaçtı. Dirse Han'ın oğlancığı kaçmadı. ok meydanın ortasında baktı durdu. Boğa da oğlana sürdü geldi. Diledi ki oğlanı helak kılsın. Oğlan yumruğu ile boğanın alnına kıyasıya tutup vurdu. Boğa geri geri gitti. Boğa oğlana sürdü tekrar geldi. Oğlan yine boğanın alnına yumruğu île sert vurdu. Oğlan bu sefer boğanın alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın basma çıkardı. Boğa ile oğlan bir hamle çekiştiler. İki kürek kemiğinin üstüne boğanın köpük bağlandı. Ne oğlan yener, ne boğa yener. Oğlan fikreyledi, der: Bir dama direk vururlar, o dama destek olur, ben bunun alnına niye destek oluyorum duruyorum dedi. Oğlan boğanın alnından yumruğunu giderdi, yolundan sövüldü. Boğa ayak üstünde duramadı, düştü tepesinin üstüne yikıldı Oğlan bıçağına el attı. boğanın basını kesti. Oğuz beyleri gelip oğlanın basma toplandılar, aferin dediler. Dedem Korkut gelsin, bu oğlana ad koysun, beraberine alıp babasına varsın, babasından oğlana beylik istesin, taht alı versin dediler. Çağırdılar. Dedem Korkut gelir oldu. Oğlanı alıp babasına vardı. Dede Korkut oğlanın babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Der: Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana Taht ver erdemlidir Boynu uzun büyük cins at ver bu oğlana Biner olsun hünerlidir Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana Etlik olsun hünerlidir Develerden kızıl deve ver bu oğlana Yük taşıyıcı olsun hünerlidir Altın başlı otağ ver bu oğlana Gölge olsun erdemlidir Omuzu kuşlu cübbe elbise ver bu oğlana. Giyer olsun hünerlidir. Bayındır Han'ın ak meydanında bu oğlan cenk etmiştir, bir boğa öldürmüş senin oğlun, adı Boğaç olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin dedi. Dirse Han oğlana beylik verdi, taht verdi. Oğlan tahta çıktı, babasının kırk yiğidini anmaz oldu. O kırk yiğit haset eylediler, birbirine söylediler : Gelin oğlanı babasına çekiştirelim. olur ki öldürür, gene bizim izzetimiz hürmetimiz onun babasının yanında hoş olur, ziyade olur dediler. Vardı bu kırk yiğidin yirmisi bir yana. yirmisi de bir yana oldu. Önce yirmisi vardı, Dirse Han'a şu haberi getirdi, der: Görüyor musun Dirse Han neler oldu, murada maksuda ermesin, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, kırk yiğidini yanına aldı, kudretli Oğuz'un üstüne yürüyüş etti, nerede güzel ortaya çıktı ise çekip aldı, ak sakallı ihtiyarın ağzına sövdü, ak bürçekli kadının sütunu çekti, akan duru sulardan haber geçer, çapraz yatan Ala Dağ'dan haber aşar, hanlar hanı Bayındır'a haber varır, Dirse Han'ın oğlu böyle görülmemiş şey yapmış derler, gezdiğinden öldüğün daha iyi olur. Bayındır Han seni çağırır, sana müthiş gazap eyler, böyle oğul senin nene gerek, böyle oğul olmaktan olmamak daha iyidir, öldürsene dediler. Dirse Han varın getirin, öldüreyim, dedi. Böyle deyince hanım, o namertlerin yirmisi daha çıka geldi ve bir dedikodu onlar da getirdiler. Der: Kalkarak Dirse Han senin oğlun yerinden doğruldu, göğsü güzel koca dağa ava çıktı, sen var iken av avladı kuş kuşladı, anasının yanma alıp geldi, al şarabın keskininden aldı içti. anası ile sohbet eyledi, babasına kast eyledi, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, çapraz yatan Ala Dağ'dan haber geçer, hanlar hanı Bayındır'a haber varır, Dirse Han'ın oğlu böyle görülmemişşey yapmış derler, seni çağırtırlar, Bayındır Han'ın katında sana gazap olur, böyle oğul nene gerek, öldürsene dediler. Dirse Han der: Varın getirin öldüreyim, böyle oğul bana gerekmez, dedi. Dirse Han'ın hizmetkarları der: Biz senin oğlunu nasıl getirelim, senin oğlun bizim sözümüzü dinlemez, bizim sözümüzle gelmez, kalkıp yerinden doğrul, yiğitlerini okşa beraberine al, oğluna uğra, yanına alıp ava çık, kuş uçurup av avlayıp oğlunu oklayıp öldürmeğe bak, eğer böyle öldürmezsen bir türlü daha öldüremezsin, belli bil dediler. Deyiş Serin serin tan yelleri estiğinde Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde Büyük cins atlar sahibim görüp homurdandığında Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda Aklı karalı seçilen çağda Kudretli Oğuzun gelininin kızının bezendiği çağda Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han yerinden kalktı. Oğlancığını yanına alıp kırk yiğidi beraberine aldı, ava çıktı. Av avladılar, kuş kuşladılar. O kırk namerdin bir kaçı oğlanın yanına geldi, der: Baban dedi geyikleri kovalasın getirsin benim önümde tepelesin, oğlumun at koşturuşunu, kılıç çalışını, ok atışını göreyim, sevineyim, kıvanayım, güveneyim dedi, dediler. Oğlandır ne bilsin, geyiği kovalıyordu, getiriyordu. babasının önünde vuruyordu. Babam at koşturuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin diyordu. O kırk namertler derler: Dirse Han, görüyor musun oğlanı, kırda bayırda geyiği kovalıyor senin önüne getiriyor, geyiğe atarken ok ile seni vurup öldürecek, oğlun seni öldürmeden sen oğlunu öldürmeğe bak dediler. Oğlan geyiği kovalarken babasının önünden gelip gidiyordu. Dirse Han Korkut sinirli sert yayını eline aldı. Üzengiye kalkıp kuvvetle çekti, doğrultup attı, oğlanı iki küreğinin arasından vurup çaktı, yıktı. Ok isabet etti, alca kanı fışkırdı koynu doldu, büyük cins atının boynunu kucakladı yere düştü. Dirse Han istedi ki oğlancığının üstüne gürleyip düştü. O kırk namert bırakmadı. Atının dizginim döndürdü, yurduna gelir oldu. Dirse Han'ın hatunu oğlancığınım ilk avıdır diye attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Oğuz beylerine ziyafet vereyim dedi. Toparlanıp yerinden kalktı, kırk ince kızı beraberine aldı, Dirse Han'a karşı vardı. Başını kaldırdı Dirse Han'ın yüzüne baktı. Sağ ile soluna göz gezdirdi, oğlancığını görmedi. Kara bağrı sarsıldı, bütün yüreği oynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Çağırıp Dirse Han'a söyler, görelim hanım ne söyler: Beri gel basımın bahtı evimin tahtı Han babamın güveyisi Kadın anamın sevgisi Babamın anamın verdiği Göz açıp da gördüğüm Gönül verip sevdiğim A Dirse Han Kalkarak yerinden doğruldun Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin Göğsü güzel koca dağa ava çıktın İki vardın bir geliyorsun yavrum hani Karanlık gecede bulduğun oğul hani Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğriyor Keşlisin oğlanın emdiği süt damarım yaman sızlıyor San yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor Kuru kuru çaylara su saldım Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım Dilek ile bir oğul zorla buldum Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana Kara giyimli azgın dinli kafirlere bir oğul aldırdınsa söyle bana Han babamın katına ben varayım Ağır hazine bol asker alayım Azgın dinli kafire ben varayım Paralanıp cins atımdan inmeyince Yenim ile alca kanımı silmeyince Kol but olup yer üstüne düşmeyince Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana Kara başım kurban olsun bugün sana dedi. feryat figan eyledi ağladı. Böyle deyince Dirse Han hatununa cevap vermedi, o kırk namert karşı geldi, der: Oğlun sağdır esendir, avdadır, bugün yarın nerde ise gelir, korkma kaygılanma, bey sarhoştur cevap veremez dediler. Dirse Han'ın hatunu çekildi geri döndü. Dayanamadı, kırk ince kızı beraberine aldı. büyük cins ata binip oğlancığım aramağa gitti. Kışta yazda karı buzu erimeyen Kazılı Dağına geldi çıktı. Alçaktan yüce yerlere koşturup çıktı. Baktı gördü bir derenin içine karga kuzgun iner çıkar, konar kalkar. Büyük cins atını ökçeledi, o tarata yürüdü. Meğer sultanım, oğlan orada yıkılmıştı. Karga kuzgun kan görüp oğlanın üstüne konmak isterdi. Oğlanın iki köpekceğîzi var idi. kargayı kuzgunu kovalardı, kondurmazdı. Oğlan orada yıkılınca boz atlı Hızır oğlana hazır oldu. üç defa yarasını eli île sıvazladı, sana bu yaradan korkma oğlan ölüm yoktur, dağ çiçeği ananın sütü ile senin yarana merhemdir dedi, kayboldu. Oğlanın anası oğlanın üstüne koşturup çıka geldi. Baktı gördü oğlancığı alca kana bulanmış yatıyor. Çağırarak oğlancığına söyler, görelim hanım ne söyler: Der: Kara süzme gözlerim uyku bürümüş aç artık On iki kemikçiğin harap olmuş topla artık Tanrının verdiği tatlı canın seyranda imiş yakala artık Öz gövdende canın var ise oğul haber bana Kara başım kurban olsun oğul sana Akar senin suların Kazılık Dağı Akar iken akmaz olsun Biter senin otların Kazılık Dağı Biter iken bitmez olsun Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı Koşar iken koşmaz olsun taş keşlisin Ne bileyim oğul arslandan mı oldu Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul Bu kazalar sana nereden geldi O gövdende canın var ise oğul haber bana Kara başım kurban olsun oğul sana Ağız diden bir kaç kelime haber bana dedi. Böyle diyince oğlanın kulağına ses geldi. Başını kaldırdı, ansızın gözünü açtı anasının yüzüne baktı. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Der: Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana Ak bürçekli izzetli canım ana Akanlardan sularına beddua etme Kazılık Dağının günahı yoktur Bitenlerden otlarına. beddua etme Kazılık Dağının suçu yoktur Koşan geyiklerine beddua etme Kazlık Dağının günahı yoktur Arslan ile kaplanma beddua etme Kazılık Dağının suçu yoktur Beddua edersen babama et Bu suç bu günah babamdandır dedi. Oğlan yine der: Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur korkma, boz atlı Hızır bana geldi, üç kerre yaramı sıvazladı, bu yaradan sana Ölüm yoktur, dağ çiçeği, ananın sütü sana merhemdir dedi. Böyle diyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği topladılar. Oğlanın anası memesin! bir sıktı sütü gelmedi. iki sıktı sütü gelmedi, üçüncüde kendisini zorladı, iyice doldu, sıktı süt ile kan karışık geldi. Dağ çiçeği ile sütü oğlanın yaraşma sürdüler. Oğlanı ata bindirdiler, alarak yurduna gittiler. Oğlanı hekimlere emanet edip Dirse Han'dan sakladılar. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Hanım, oğlanın kırk günde yarası iyileşti, sapa sağlam oldu. Oğlan ata biner kılıç kuşanır oldu, av avlar kuş kuşlar oldu. Dirse Han'ın haberi yok, oğlancığını öldü biliyor. O kırk namertler bunu duydular, ne eyleyelim diye konuştular. Dirse Han eğer oğlancığını görürse, bırakmaz bizi hep öldürür dediler. Gelin Dirse Han'ı tutalım, ok ellerini ardınabağlayalım, kıl sicim ok boynuna takalım, alıp kafir ellerine yönelelim diyerek. Dirse Han'ı tuttular. Ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim boynuna taktılar, ok etinden kan çıkıncaya kadar dövdüler. Dirse Han yayan, bunlar atlı yürüdüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler. Dirse Han esir oldu gider. Dirse Han'ın esir olduğundan Oğuz beylerinin haberi yok. Meğer sultanım, Dirse Han'ın hatunu bunu duymuş. Oğlancığına karşı varıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Der: Görüyor musun ay oğul neler oldu Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu yurtta düşman yok iken senin babanın üstüne düşman geldi, o kırk namertler babanın arkadaşları baban; tuttular, ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim ek boynuna taktılar, kendileri atlı babanı yayan yürüttüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler, hanım oğul kalkarak yerinden doğrul, kırk yiğidim beraberine al, babanı o kırk namertten kurtar. yürü oğul. baban sona kıydı ise sen babana kıyma, dedi. Oğlan anasının sözünü kırmadı. Boğaç Bey yerinden kalktı, kora çelik öz kılıcını beline kuşandı, ok kirişli sert yayını eline aldı, altın mızrağını koluna aldı, büyük cins atını tutturdu sıçrayıp bindi, kırk yiğidini beraberine aldı, babasının ardınca koşturup gitti. O namertler de bir yerde konmuşlardı, al şarabın keskininden içiyorlardı. Boğaç Han sürüp yetişti. O kırk namert de bunu gördüler. Dediler: Gelin varalım şu yiğidi tutup getirelim, ikisini bir arada kafire yetiştirelim dediler. Dirse Han der: Kırk yoldaşım aman Tanrının birliğine oktur güman benim elimi çözün, kolca kopuzumu elime verin, o yiğidi döndüreyim, ister beni öldürün ister diriltin, bırakı verin dedi. Elini çözdüler, kolca kopuzunu eline verdiler. Dirse Han oğlancığı olduğunu bilmedi, karşı geldi. Söyle, görelim hanım ne söyler : Der: Boynu uzun büyük cins atlar gider ise benim gider Senin de içinde bineğin var ise söyle bana Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider Senin de içinde etliğin var ise söyle bana Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri Develerden kızıl deve gider ise benim gider Senin de içinde yük taşıyıcın var ise söyle bana Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri Altın başlı otağlar gider ise benim gider Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri Ak sakallı ihtiyarlar gider ise benim gider Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri Benim için geldin ise oğlancığımı öldürmüşüm Yiğit sana günahı yok dön geri dedi. Oğlan burada babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:. Boynu uzun büyük cins atlar senin gider Benim de içinde bineğim var Bırakmam12 yok kırk namerde Develerde kızıl deve senin gider Benim de içinde yük taşıyıcım var Bırakmam yok kırk namerde Ağıllarda on bin koyun senin gider Benim de içinde etliğim var Bırakmam yok kırk namerde Ak yüzlü ela gözlü gelin senin gider ise Benim de içinde nişanlım var Bırakmam yok kırk namerde Altın başlı otağlar senin gider ise Benim de içinde odam var Bırakmam yok kırk namerde Ak sakallı ihtiyarlar senin gider ise Benim de içinde bir aklı şaşmış şuuru yitmiş ihtiyar babam var Bırakmam yok kırk namerde dedi. Kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi. Kırk yiğit büyük cins atım oynattı, oğlanın etrafına toplandı. Oğlan kırk yiğidini beraberine aldı, at tepti, cenk ve savaş etti. Kiminin boynunu vurdu, kimini esir eyledi. Babasını kurtardı, çekildi geri döndü. Dirse Han burada oğlancığının sağ olduğunu bildi. Hanlar hanı Bayındır oğlana beylik verdi, taht verdi, dedem Korkut destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuznameyi düzdü koştu, böyle dedi: Onlar da bu dünyaya geldi geçti Kervan gibi kondu göçtü Onları da ecel aldı yer gizledi Fani dünya yine kaldı Gelimli gidimli dünya Son ucu ölümlü dünya Kara ölüm geldiğinde geçit versin. Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın. O övdüğüm yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin. Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesin Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlanın uçları kırılmasın. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın utanmasın. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Aksakallı babanın yeri cennet olsun. Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç eylemesin hanım hey!...
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#3 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Bir gün Ulaş oğlu, yırtıcı kuşun yavrusu, zavallının biçarenin ümidi, Amıt suyunun aslanı, Karacuğun kaplanı, yağız al atın sahibi, Han Uruz’un babası, Bayındır Han’ın güveyisi, kudretli Oğuz’un devleti, kalmış yiğit arkası Kazan yerinden kalkmıştı. Doksan başlı otağlarını kara yerin üzerine diktirmişti. Doksan yerde alaca halı, ipek döşemişti. Seksen yerde büyük kaplar kurulmuştu. Altın kadehler, sürahiler dizilmişti. Dokuz kara gözlü, güzel yüzlü, saçı ardına örülü, göğsü kızıl düğmeli, elleri bileğinden kınalı, parmakları süslü dilber kâfir kızları Kudretli Oğuz beylerine kadeh sunup, içiyorlardı. İçip içip Ulaş oğlu Salur Kazan’ın alnına şarabın keskini çıktı. (Şarap başına tesir etti.) Kaba dizi üzerine çöktü (kalktı, doğruldu.) dedi: “Ünümü anlayın beyler, sözümü dinleyin beyler, yata yata yanımız ağrıdı, dura dura belimiz kurudu, yürüyelim beyler, av avlayalım, kuş kuşlayalım, yabani geyik yıkalım, dönelim otağımıza inelim, yiyelim içelim hoş geçelim.” Kıyan Selçük oğlu Deli Dundar der: “Evet Han Kazan uygundur.” Kara Göne oğlu Kara Budak der: “Ağam Kazan uygundur.” Onlar öyle diyince at ağızlı Aruz Koca iki dizinin üzerine çöktü, der: “Ağam Kazan pis dinli Gürcistan ağzında oturuyorsun, yurdunun üstüne kimi bırakıyorsun?” Kazan der: “Üç yüz yiğit ile oğlum Uruz benim evimin üstünde dursun” dedi.
Yağız al atını çektirdi, sıçrayıp bindi. Alnı beyaz aygırına Dundar bindi. Kazan Bey’in kardeşi Kara Göne bindi. Beyaz büyük cins atını çektirdi, Bayındır Han’ın düşmanı yenen Şìr Şemseddin bindi. Parasarın Bayburt Hisarı’ndan fırlayıp uçan Beyrek boz aygırına bindi. Yağız al atlı Kazan’a keşiş diyen Bey Yigene doru aygırına bindi. Saymağa kalksam tükense olmaz, kudretli Oğuz beyleri bindi, Ala Dağa alaca asker ava çıktı. Kâfirin casusu casusladı, vardı kâfirler azgını Şökli Melik’e haber verdi. Yedi bin kaftanının ardı yırtmaçlı, yarısından kara saçlı, pis dinli, din düşmanı alaca atlı kâfir bindi, dört nala hücum etti, gece yarısında Kazan Bey’in yurduna geldi. Altın otağlarını kâfirler yıktılar. Kaza benzer kızı gelini feryat ettirdiler. Tavla tavla koç atlarına bindiler. Katar katar kızıl develerini yedekte çektiler. Ağır hazinesini, bol akçesini yağmaladılar. Kırık ince belli kız ile boyu uzun Burla Hatun esir gitti. Kazan Bey’in ihtiyarcık olmuş anası kara deve boynunda asılı gitti. Han Kazan’ın oğlu Uruz Bey üç yüz yiğit ile eli bağlı, boynu bağlı gitti. Eylik Koca Oğlu Sarı Kumlaş, Kazan Bey’in evi üzerine şehit oldu. Kazan’ın bu işlerden haberi yok. Kâfir der: “Beyler, Kazan’ın tavla tavla koç atlarına binmişiz, altın akçasını yağmalamışız, kırk yiğit ile oğlu Uruz’u esir etmişiz, katar katar develerini yedekte çekmişiz, kırk ince belli kız ile Kazan’ın helâllisini tutmuşuz, bu darbeleri biz Kazan’a vurmuşuz” dedi. Kâfirin biri der: “Kazan Bey’de bir öcümüz kaldı.” Şökli Melik der: “Bre asilzade ne öcümüz kaldı?” Kâfir der: “Kazan’ın Kapulu Derbendi’nde on bin koyunu vardır, şu koyunları da getirsek Kazan’a büyük darbe vurmuş olurduk” dedi. Şökli Melik der: “Altı yüz kâfir varsın, koyunu getirsin” dedi. Altı yüz kâfir atlandı, koyunun üzerine dört nala gitti. Gece yatarken Karacık Çoban kara kaygılı rüya gördü. Rüyasından sıçradı ayağa kalktı. Kıyan Gücü, Demir Gücü bu iki kardeşi yanına aldı. ağılın kapısını berkitti. Üç yerde tepe gibi taş yığdı. Alaca kollu sapanını eline aldı. Ansızın Karacık çobanın üzerine altı yüz kâfir yüklendi. Kâfir der: Karanlık akşam olunca kaygılı çoban Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban Sütü peyniri bol kaymaklı çoban Kazan Bey’in penceresi altın otağlarını biz yıkmışız, tavla tavla koç atlarına biz binmişiz, katar katar kızıl devesini biz yedekte çekmişiz, ihtiyarcık anasını biz getirmişiz, ağır hazine bol akçasını biz yağmalamışız, kaza benzer kızı gelini biz esir etmişiz, kırk yiğidi ile Kazan’ın oğlunu biz getirmişiz, kırk ince belli kız ile Kazan’ın helâllisini biz getirmişiz, bre çoban uzağından yakınından beri gel, baş indirip bağır, bas, biz kâfire selâm ver, öldürmeyelim, Şökli Melik’e seni iletelim, sana beylik at verelim. Çoban der: Lâkırdı söyleme bre itim kâfir İtim ile bir yalakta bulaşığımı içen azgın kâfir Altındaki alaca atını ne översin Alaca başlı keçim kadar gelmez bana Başındaki tulganı ne översin bre kâfir Başımdaki börküm kadar gelmez bana Altmış tutam mızrağını ne översin murdar kâfir Kızılcık değeneğim kadar gelmez bana Kılıcını ne översin bre kâfir Eğri başlı çomağım kadar gelmez bana Okluğunda doksan okunu ne översin bre kâfir Alaca kollu sapanım kadar gelmez bana Uzağından yakınından beri gel Yiğitlerin darbesini gör öyle geç dedi. Derhal kâfirler at teptiler, ok serptiler. Yiğitler ejderhası Karacık Çoban sapanının ayasına taş koydu attı. Birini atınca ikisini üçünü yıktı, ikisini atınca üçünü dördünü yıktı. Kâfirlerin gözüne korku düştü. Karacık Çoban kâfirin üç yüzünü sapan taşı ile yere serdi. İki kardeşi okla vuruldu, şehit oldu. Çobanın taşı tükendi, koyun demez keçi demez, sapanının ayasına koyar atar, kâfiri yıkar. Kâfirin gözü korktu. Dünya âlem kâfirin başına karanlık oldu, der: “Murada, maksuda ermesin, bu çoban bizim hepimizi öldürür mü, öldürür” dediler, ve durmayıp kaçtılar. Çoban şehit olan kardeşlerini Hakka teslim etti, kâfirlerin leşinden bir büyük tepe yığdı, çakmak çakıp ateş yaktı ve keçesinden isli kül yapıp yarasına bastı, yolun kenarına geçip oturdu, ağladı sızladı. Der: “Salur Kazan, Bey Kazan, ölü müsün diri misin, bu işlerden haberin yok mudur” dedi. Meğer hanım o gece kudretli Oğuz’un devleti, Bayındır Han’ın güveyisi, Ulaş oğlu Salur Kazan kara kaygılı rüya gördü. Sıçradı ayağa kalktı, der: “Biliyor musun kardeşim Kara Göne, rüyamda ne göründü, kara kaygılı rüya gördüm, yumruğumda çırpınan benim şâhin kuşumu ölüyor gördüm, gökten yıldırım ak otağımın üzerine çakıyor gördüm, kapkara duman yurdumun üzerine dökülüyor gördüm, kuduz kurtlar evimi dişleyip yırtıyor gördüm, kargı gibi kara saçımı uzanıyor gördüm, uzanarak gözümü örtüyor gördüm, bileğimden on parmağımı kanda gördüm, ne vakit ki bu rüyayı gördüm, ondan beri aklımı fikrimi toplayamıyorum, hanım kardeş benim bu rüyamı yor bana” dedi. Kara Göne der: “Kara bulut dediğin senin devletindir, kar ile yağmur dediğin senin askerindir, saç kaygıdır, kan karadır, geri kalanını yoramam, Allah yorsun” dedi. Böyle söyleyince Kazan der: “Benim avımı bozma, askerimi dağıtma, ben bugün yağız al atı ökçelerim, üç günlük yolu bir günde alırım, öğle olmadan yurdumun üstüne varırım, eğer sağdır esendir, akşam olmadan gene ben bana gelirim, yurdum sağ esen değilse başınızın çaresine bakın, ben artık gittim” dedi. Yağız al atını mahmuzladı Kazan Bey yola gitti. Gele gele yurdunun üzerine geldi. Gördü ki uçanlardan kuzgun kalmış, tazı dolaşmış yurtta kalmış. Kazan Bey burada yurt ile haberleşmiş, görelim hanım ne haberleşmiş: Kazan der: Kavim kabile benim ortak yurdum Yaban eşeği ile yabani geyiğe komşu yurdum Seni düşman nereden dalamış güzel yurdum Ak otağlar dikilince yurdu kalmış İhtiyarcık anam oturunca yeri kalmış Oğlum Uruz ok atınca hedef kalmış Oğuz beyleri at sürünce meydan kalmış Kara mutfak dikilince ocak kalmış Bu halleri gördüğünde Kazan’ın kara süzme gözleri kan yaş doldu, kan damarları kaynadı, kara bağrı sarsıldı. Yağız al atını ökçeledi, kâfirin geçtiği yola düştü gitti. Kazan’ın önüne bir su geldi. Kazan der: “Su Hak yüzünü görmüştür, ben bu su ile haberleşeyim” dedi. Görelim hanım nice haberleşti: Kazan der: Çağıl çağıl kayalardan çıkan su Ağaç gemileri oynatan su Hasan ile Hüseyin’in hasreti su Bağ ve bostanın ziyneti su Âyişe ile Fâtıma’nın bakışı su Koç atların gelip içtiği su Kızıl develerin gelip geçtiği su Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana Kara başım kurban olsun suyum sana dedi. Su nasıl haber versin. Sudan geçti, bu sefer bir kurda rastladı. “Kurt yüzü mübarektir, kurt ile bir haberleşeyim” dedi. Görelim hanım ne haberleşti: Kazan der: Karanlık akşam olunca günü doğan Kar ile yağmur yağınca er gibi duran Kara koç atlar gördüğünde kişnettiren Kızıl deve gördüğünde bağrıştıran Akça koyun gördüğünde kuyruk çarpıp kamçılayan Arkasını vurup berk ağılın ardını söken Karma öğeçin’ semizini alıp tutan Kanlı kuyruk yüzüp çap çap yutan Avazı kalın köpeklere kavga salan Çakmaklıca çobanları geceleyin koşturan Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana Kara başımın sağlığında iyilikler edeyim köpek dedi. Kurt nasıl haber versin. Kurttan da geçti. Karaca Çoban’ın kara köpeği Kazan’ın karşısına geldi. Kazan, kara köpek ile haberleşti, görelim hanım ne haberleşti: Der: Karanlık akşam olunca vaf vaf üren Acı ayran dökülünce çap çap içen Gece gelen hırsızları korkutan Korkutarak şamatasıyla ürküten Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana Kara başımın sağlığında iyilikler edeyim köpek dedi. Köpek nasıl haber versin. Köpek Kazan’ın atının ayağına çap çap düşer, sin sin sinler. Kazan bir sopa ile köpeği vurdu, köpek çekildi geldiği yola gitti. Kazan köpeği takip ederek Karaca Çoban’ın üzerine geldi. Çobanı gördüğünde haberleşti, görelim hanım ne haberleşti: Kazan der: Karanlık akşam olunca kaygılı çoban Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban Ünümü anla sözümü dinle Ak otağım şurdan geçmiş gördün mü söyle bana Kara başım kurban olsun çoban sana dedi. Çoban der: Ölmüş müydün yitmiş miydin a Kazan Nerde geziyordun neredeydin a Kazan Dün değil evvelki gün evin buradan geçti. İhtiyarcık anan kara deve boynunda asılı geçti. Kırk ince belli kızı ile helâllin boyu uzun Burla Hatun ağlayarak şurdan geçti. Kırk yiğit ile oğlun Uruz başı açık yalın ayak kâfirlerin yanınca esir gitti. Tavla tavla koç atlarına kâfirler binmiş. Katar katar develerini kâfir yedekte çekmiş. Altın ökçe, bol hazineni kâfir almış. Çoban böyle deyince Kazan âh etti, aklı başından gitti, dünya âlem gözüne karanlık oldu. Der: “Ağzın kurusun çoban, dilin çürüsün çoban, Kadir senin alnına belâ yazsın çoban” dedi. Kazan Bey böyle söyleyince çoban der: Ne kızıyorsun bana ağam Kazan Yoksa göğsünde yok mudur iman Altı yüz kâfir de benim üzerime geldi, iki kardeşim şehit oldu, üç yüz kâfir öldürdüm gaza ettim, semiz koyun zayıf toklu senin kapından kâfirlere vermedim, üç yerden yaralandım, kara başım bunaldı, yalnız kaldım, suçum bu mudur” dedi. Çoban der: Yağız al atını ver bana Altmış tutam mızrağını ver bana Ap alaca kalkanını ver bana Kara çelik öz kılıcını ver bana Okluğunda seksen okunu ver bana Ak kirişli sert yayını ver bana Kâfire ben varayım Yeniden doğanını öldüreyim Yenim ile alnımın kanını ben sileyim Ölürsem senin uğruna ben öleyim Allah Taâla kor ise evini ben kurtarayım dedi. Çoban böyle diyince Kazan’a kahır geldi, tuttu yürüyü verdi. Çoban da Kazan’ın ardından yetişti. Kazan döndü baktı, “oğul çoban nereye gidiyorsun” dedi. Çoban der: “Ağam Kazan sen evini almağa gidiyorsan, ben de kardeşimin kanını almağa gidiyorum” dedi. Böyle söyleyince Kazan der: “Oğul çoban karnım açtır, bir şeyin var mıdır yemeğe” dedi. Çoban der: “Evet ağam Kazan, geceden bir kuzu pişirmişimdir, gel bu ağaç dibinde inelim yiyelim” dedi. İndiler, çoban dağarcığı çıkardı, yediler. Kazan fikreyledi, der: “Eğer çoban ile varacak olursam kudretli Oğuz beyleri benim başıma kakınç kakarlar, çoban beraber olmasa Kazan kâfiri yenemezdi derler” dedi. Kazan’a gayret geldi. Çobanı bir ağaca sara sara muhkem bağladı, kalktı yürüyü verdi. Çobana der: “Bre çoban karnın acıkmamışken, gözün kararmamışken bu ağacı koparmağa bak, yoksa seni burada kurtlar kuşlar yer” dedi. Karaca Çoban zorladı, koca ağacı yeri ile yurdu ile kopardı, arkasına aldı, Kazan’ın ardına düştü. Kazan baktı gördü çoban ağacı arkasına almış geliyor. Kazan der: “Bre çoban bu ağaç ne ağaçtır?” Çoban der: “Ağam Kazan bu ağaç o ağaçtır ki sen kâfiri tepelersin, karnın acıkır, ben sana bu ağaç ile yemek pişiririm” dedi. Kazan’a bu söz hoş geldi. Atından indi, çobanın ellerini çözdü, alnından bir öptü. Der: “Allah benim evimi kurtaracak olursa seni tavlacı başı eyleyeyim” dedi. İkisi yola girdi. Beri yanda Şökli Melik kâfirlerle şen şandıman yiyip içip oturuyordu. Der: “Beyler biliyor musunuz Kazan’a nasıl gadreylemek gerek, boyu uzun Burla Hatun’unu getirip kadeh sundurmak gerek” dedi. Boyu uzun Burla Hatun bunu işitti, yüreği ile canına ateşler düştü. Kırk ince belli kızın içine girdi, öğüt verdi. Der: “Hanginize yapışırlarsa Kazan’ın hatunu hanginizdir diye, kırk yerden ses veresiniz” dedi. Şökli Melik’ten adam geldi. “Kazan Bey’in hatunu hangisidir” dedi. Kırk yerden ses geldi, hangisidir bilmediler. Kâfire haber verdiler, “birine yapıştık, kırk yerden ses geldi, bilmedik hangisidir” dediler. Kâfir de: “Bre varın Kazan’ın oğlu Uruz’u çekin çengele asın, kıyma kıyma ak etinden çekin, kara kavurma pişirip kırk bey kızına iletin, kim ki yedi o değil, kim ki yemedi odur, alın gelin kadeh sunsun” dedi. Boyu uzun Burla Hatun oğlunun yamacına geldi, çağırıp oğluna söyler, görelim hanım ne söyler. Der: Oğul oğul ay oğul Biliyor musun neler oldu Söyleştiler fısıl fısıl Kâfirin fiilini duydum Penceresi altın otağımın kabzası oğul Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul Oğul oğul ay oğul Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul On ay diyince dünyaya getirdiğim oğul Dolaması altın beşikte belediğim oğul Kâfirler ters konuşmuşlar: Kazan oğlu Uruz’u hapisten çıkarın, boğazından urgan ile asın, iki küreğinden çengele takın, kıyma kıyma ak etinden çekin, kara kavurma edip kırk bey kızına iletin, kim ki yedi o değil, kim ki yemedi o Kazan’ın hatunudur, çekin döşeğimize getirelim, kadeh sunduralım demişler. Senin etinden oğul yiyeyim mi, yoksa pis dinli kâfirin döşeğine gireyim mi, baban Kazan’ın namusunu lekeleteyim mi, nice deyim oğul hey” dedi. Uruz der: “Ağzın kurusun ana, dilin çürüsün ana, ana hakkı Tanrı hakkı almamış olsaydı kalkarak yerimden doğrulaydım, yakan ile boğazından tutaydım, kaba ökçem altına ataydım, ak yüzünü kara yere tepeydim, ağzın ile burnundan kan fışkırtaydım, can tatlılığını sana göstereydim, bu nasıl sözdür, sakın kadın ana benim üzerime gelmeyesin, benim için ağlamayasın, bırak beni kadın ana çengele vursunlar, bırak etimden çeksinler kara kavurma etsinler kırk bey kızının önüne iletsinler, onlar bir yediğinde sen iki ye, seni kâfirler bilmesinler duymasınlar, ta ki pis dinli kâfirin döşeğine varmayasın, kadehini sunmayasın, babam Kazan’ın namusunu lekelemeyesin, sakın” dedi. Oğlan böyle diyince boncuk boncuk gözünün yaşı revan oldu. Boyu uzun beli ince Burla Hatun boynu ile kulağını tuttu, güz elması gibi al yanağını çekti yırttı, kargı gibi kara saçını yoldu, "oğul oğul" diyerek feryat figan etti, ağladı. Uruz der: Kadın ana karşıma geçip ne böğürüyorsun Ne bağırıyorsun ne ağlıyorsun Bağrım ile yüreğimi ne dağlıyorsun Geçmiş benim günümü ne andırıyorsun Hey ana arap atlar olan yerde Bir tayı olmaz mı olur Kızıl develer olan yerde Bir deve yavrusu olmaz mı olur Akça koyunlar olan yerde Bir kuzucağı olmaz mı olur Sen sağ ol kadın ana babam sağ olsun Bir benim gibi oğul bulunmaz mı olur dedi. Böyle diyince anasının kararı kalmadı, yürüyü verdi, kırk ince belli kızın içine girdi. Kâfirler Uruz’u alıp kesim için çengelin dibine getirdiler. Uruz der: Bre kâfir aman Tanrı’nın birliğine yoktur güman (şüphe) bırakın beni, bu ağaç ile söyleşeyim” dedi. Çağırıp ağaca söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Ağaç ağaç der isem sana üzülme ağaç Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç Musa Kelimin asası ağaç Büyük büyük suların köprüsü ağaç Kara kara denizlerin gemisi ağaç Erlerin şahı Ali’nin Düldülünün eyeri ağaç Zülfikarın kını ile kabzası ağaç Şah Hasan ile Hüseyin’in beşiği ağaç Eğer erdir eğer avrattır (erkek olsun, kadın olsun) korkusu ağaç Başına doğru bakar olsam başsız ağaç Dibine doğru bakar olsam dipsiz ağaç Beni sana asarlar çekme ağaç Çekecek olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç Bizim elde olmalıydın ağaç Kara hindû kullarıma buyuraydım Seni para para doğrayalardı ağaç Sonra dedi: Tavla tavla bağlanırken atıma yazık Kardeş diye beslerken arkadaşıma yazık Yumruğumda çırpınırken şâhin kuşuma yazık Yetişmesi ile tutarken tazıma yazık Yiğitlikten usanmadan canıma yazık dedi, tane tane gözyaşı döküp ağladı, yanık ciğerciğini dağladı. Bu sırada sultanım, Salur Kazan ile Karaca Çoban dört nala yetişti. Çobanın üç yaşında dana derisinden sapanının ayası idi, üç keçi tüyünden sapanının kolları idi, bir keçi tüyünden çatlayıcı idi. Her atınca on iki batman (8 kg, 8x12=96 kg) taş atardı. Attığı taş yere düşmezdi, yere dahi düşse toz gibi savrulurdu, ocak gibi oyulurdu. Üç yıla kadar taşı düştüğü yerin otu bitmezdi. Semiz koyun zayıf toklu bayırda kalsa, kurt gelip yemezdi sapanının korkusundan. Öyle olunca sultanım, Karaca Çoban sapan çatlattı, dünya âlem kâfirin gözüne karanlık oldu. Kazan der: “Karacık Çoban anamı kâfirden dileyeyim, at ayağı altında kalmasın.” dedi. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Kazan kâfire çağırıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Der: Bre Şökli Melik Penceresi altın otağlarımı getirmişsin Sana gölge olsun Ağır hazinemi bol akçemi getirmişsin Sana harçlık olsun Kırk ince belli kız ile Burla Hatun’u getirmişsin Sana esir olsun Kırk yiğit ile oğlum Uruz’u getirmişsin Kulun olsun Tavla tavla koç atlarımı getirmişsin Sana binek olsun Katar katar develerimi getirmişsin Sana yük taşıyıcı olsun İhtiyarcık anamı getirmişsin Bre kâfir anamı ver bana Savaşmadan vuruşmadan çekileyim Geri döneyim gideyim belli bil dedi. Kâfir der: Bre Kazan Penceresi altın otağını getirmişiz Bizimdir Kırk ince belli kız ile Boyu uzun Burla Hatun’u getirmişiz Bizimdir Kırk yiğit ile oğlun Uruz’u getirmişiz Bizimdir Tavla tavla koç atlarını Katar katar develerini getirmişiz Bizimdir İhtiyarcık ananı getirmişiz Bizimdir Sana vermeyiz, Yayhan Keşiş oğluna veririz, Yayhan Keşiş oğlundan oğlu doğar, biz onu sana hasım koruz” dediler. Çoban hiddetlendi, dudakları kabardı. Çoban der: Bre dini yok akılsız kâfir Aklı yok derneksiz kâfir Karşı yatan karlı dağlar ihtiyarlamıştır otu bitmez Kanlı kanlı ırmakları ihtiyarlamıştır suyu gelmez Yiğit yiğit atlar ihtiyarlamıştır tay vermez Kızıl kızıl develer ihtiyarlamıştır yavru vermez Bre kâfir Kazan’ın anası ihtiyarlamıştır oğul vermez Dölünü almaktan sefan var ise Şökli Melik, kara gözlü kızın var ise, getir Kazan’a ver, bre kâfir senin kızından oğlu doğsun, siz onu Kazan Beğe hasım koyasınız” dedi. Bu sırada kudretli Oğuz beyleri yetişti. Hanım görelim kimler yetişti. Kara Dere ağzında Kadir veren, kara boğa derisinden beşiğinin örtüsü olan, hiddeti tutunca kara taşı kül eyleyen, bıyığını ensesinde yedi yerde düğümleyen, yiğitler ejderhası, Kazan Bey’in kardeşi Kara Göne dört nala yetişti. “Çal kılıcını kardeş Kazan, yetiştim” dedi. Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Demir Kapı Derbendi’ndeki demir kapıyı tepip alan, altmış tutam alaca mızrağının ucunda er böğürten, Kıyan Selçük oğlu Deli Dundar dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi. Bunun ardınca hanım görelim kimler yetişti: Hemid ile Merdin kalesini tepip yıkan, demir yaylı Kapçak Melik’e kan kusturan, gelerek Kazan’ın kızını erlik ile alan, Oğuz’un ak sakallı ihtiyarlarının görünce o yiğidi takdir ettiği, al ipekli şalvarlı, atı deniz ördeği püsküllü, Kara Göne oğlu Kara Budak dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi. Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Destursuzca Bayıdır Han’ın düşmanını bastıran, altmış bin kâfire kan kusturan, ak boz atının yelesi üstünde kar durduran, Gaflet Koca oğlu Şîr Şemseddin dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi. Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Parasarın Bayburt Hisarı’ndan fıkrayıp uçan, ap alaca gerdeğine karşı gelen, yedi kızın ümidi, kudretli Oğuz’un imrenileni, Kazan Bey’in inançlısı ( aslı inak, maiyetteki en inanılan kimse, bir maiyet ünvanı), boz aygırlı Beyrek dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi. Bunun ardında hanım görelim kimler yetişti: Dönüp baksa çalımlı, kartal hünerli, süslü eklem kuşaklı, kulağı altın küpeli, kudretli Oğuz beylerini bir bir atından yıkıcı, Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi. Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: altmış ögeç derisinden kürk eylese topuklarını örtmeyen, altı ögeç derisinden külâh etse kulaklarını örtmeyen, kolu budu irice, uzun baldırları ince, Kazan Bey’in dayısı, at ağızlı Aruz Koca dört nala yetişti. “Çal kılıcını beyim Kazan, yetiştim” dedi. Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Giderek Peygamber’in yüzünü gören, gelerek Oğuz’da sahabesi olan, hiddeti tutunca bıyıklarından kan çıkan, bıyığı kanlı Büğdüz Emen dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi. Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Kâfirleri it ardına bırakıp horlayan, yurttan çıkıp Aygır Gözler suyundan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan, Ak Melik Çeşme kızına nikâh eden, Sofı Sandal Melik’e kan kusturan, kırk cübbe bürünüp otuz yedi kale beyinin dilber kızlarını çalıp bir bir boynunu kucaklayan, yüzünden dudağından öpen, Eylik Koca oğlu Alp Eren, dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi. Sayılmakla Oğuz beyleri tükense olmaz, hep yetiştiler. Arı sudan abdest aldılar, ak alınlarını yere kodular, iki rekât namaz kıldılar Adı güzel Muhammed’e salâvat getirdiler, derhâl kâfire at saldılar, kılıç çaldılar. Gümbür gümbür davullar dövüldü, burması altın tunç borular çalındı. O gün ciğerinde olan er yiğitler belirdi. O gün nâmertler sapa yer gözetti. O gün bir kıyamet savaş oldu, meydan dolu baş oldu. Başlar kesildi top gibi. Yiğit yiğit atlar koştu, nalı düştü. Alaca alaca mızraklar saplandı. Kara çelik öz kılıçlar çalındı, ağzı düştü. Üç kanatlı kayın oklar atıldı, temreni düştü. Kıyametin bir günü o gün oldu. Bey hizmetkârından, hizmetkâr beyinden ayrıldı. Dış Oğuz beyleri ile Deli Dundar sağdan tepti. İç Oğuz beyleri ile Kazan merkeze tepti, Şökli Melik’e havale oldu, Şökli Melik’i böğürderek attan yere düşürdü, derhal kara başını tutup kesti, parçalayarak alaca kanını yer yüzüne döktü. Sağ tarafta Kara Tüken Melik’e Kıyan Selçükoğlu Deli Dundar karşı geldi, sağ yanını kılıçladı, yere düşürdü. Sol tarafta Buğacık Melik’e Kara Göne oğlu Deli Budak karşı geldi, altı dilimli gürz ile tepesine şiddetle tutup vurdu, dünya âlem gözüne karanlık oldu, at boynunu kucakladı, yere düştü. Kazan Bey’in kardeşi kâfirin tuğu ile sancağını kılıçladı yere düşürdü. Derelerde tepelerde kâfire kırgın girdi, leşine kuzgun üşüştü. On iki bin kâfir kılıçtan geçti. Beş yüz Oğuz yiğitleri şehit oldu. Kaçanını Kazan Bey kovalamadı, aman diyenini öldürmedi. Kudretli Oğuz beyleri ganimet aldı. Kazan Bey ordusunu, çoluğunu çocuğunu, hazinesini aldı geri döndü. Altın tahtında yine evini dikti. Karacık Çoban’ı tavlacıbaşı eyledi. Yedi gün yedi gece yeme içme oldu. Kırk tane kul, kırk cariye oğlu Uruz’un başına âzât eyledi. Kahraman koç yiğitlere çok ülke verdi, şalvar, cübbe, çuha verdi. Dedem Korkut gelerek destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuzname’yi düzdü koştu, böyle dedi. Hani dediğim bey erenler Dünya benim diyenler Ecel aldı yer gizledi Fâni dünya kime kaldı Gelimli gidimli dünya Ahir son ucu ölümlü dünya Dua edeyim hanım: Karlı kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesinTaşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni nâmerde muhtaç etmesin. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağınufanmasın. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Âmin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Allah’ın verdiği ümidin kesilmesin. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!...
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#4 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Meğer hanım, Oğuz’da Duha Koca oğlu Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki “Benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın” der iki, “Benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Ruma, Şama gitsin, ün salsın.” der idi.
Meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. O obada bir güzel yiğit hasta düşmüştü. Allah’ın emriyle o yiğit öldü. Kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. O yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu. Ansızın Deli Dumrul dört nala yetişti. Der: “Bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz “ dedi. Dediler: “Hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz.” dediler. Deli Dumrul der: “Bre yiğidinizi kim öldürdü?” Dediler: “Vallah bey yiğit, Allah Taâla’dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı.” Deli Dumrul der: “Bre, Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, yâ Kadir Allah , birliğin varlığın hakkı için Azrail’i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın.” dedi. Çekildi döndü Deli Dumrul evine geldi. Hak Taâla’ya Dumrul’un sözü hoş gelmedi. “Bak bak, bre kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergâhımda (eşiğimde, huzurumda) gezsin benlik eylesin.” dedi. Azrail’e buyruk eyledi “kim yâ Azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart.” dedi. “Canını hırıldat al.” dedi. Deli Dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın Azrail çıka geldi. Azrail’i ne çavuş gördü ne kapıcı. Deli Dumrul’un gören gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. Dünya âlem Deli Dumrul’un gözüne karanlık oldu. Çağırıp Deli Dumrul söyler, görelim hanım ne söyler: Der: Bre ne heybetli ihtiyarsın Kapıcılar seni görmedi Çavuşlar seni duymadı Benim görür gözlerim görmez oldu Tutar benim ellerim tutmaz oldu Titredi benim canım cûşa geldi Altın kadehim elimden yere düştü Ağzımın içi buz gibi Kemiklerim tuz gibi oldu Bre sakalcığı akça ihtiyar Gözceğizi fersiz ihtiyar Bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana Kazam belâm dokunur bugün sana dedi. Böyle diyince Azrail’in hiddeti tuttu, der: Bre deli kavat Gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun Gözü güzel kızların gelinlerin canını çok almışım Sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun Ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canını çok almışım Sakalımın ağarmasının mânası budur dedi. “Bre deli kavat övünüyordun: Al kanatlı Azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin?” dedi. Deli Dumrul der: “Bre, al kanatlı Azrail sen misin?” dedi. “Evet benim” dedi. “Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun?” dedi. “Evet ben alıyorum.” dedi. “Bre Azrail ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi?” dedi. “Ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım.” dedi. Kara kılıcını sıyırdı eline aldı. Azrail’e çalmağa hamle kıldı. Azrail bir güvercin oldu, pencereden uçtu gitti. İnsan oğlunun ejderhası Deli Dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. Der: “Yiğitlerim Azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, madem ki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca.” dedi. Kalktı atına bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Döndü, evine gelirken Azrail atının gözüne göründü. At ürktü, Deli Dumrul’u kaldırdı yere vurdu. Kara başı bunaldı, darda kaldı. Ak göğsünün üzerine Azrail basıp kondu. Demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı. Der: Bre Azrail aman Tanrı’nın birliğine yoktur güman (şüphe) Ben seni böyle bilmezdim Hırsız gibi can aldığını duymazdım Tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur O dağlarımızda bağlarımız olur O bağların kara salkımlı üzümü olur O üzümü sıkarlar al şarabı olur O şaraptan içen sarhoş olur Şaraplıydım duymadım Ne söyledim bilmedim Beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım Canımı alma Azrail medet dedi. Azrail der: “Bre deli kavat bana ne yalvarıyorsun, Allah Taâla’ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum.” dedi. Deli Dumrul der: “Peki ya can veren can alan Allah Taâla mıdır?” “Evet odur.” dedi. Döndü Azrail’e “Peki ya sen ne eylemekli belâsın, sen aradan çık, ben Allah Taâla ile haberleşeyim.” dedi. Deli Dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Yücelerden yücesin Kimse bilmez nicesin Güzel Tanrı Nice cahiller seni gökte arar yerde ister Sen bizzat müminlerin gönlündesin Dâim duran cebbar Tanrı Baki kalan settar Tanrı Benim canımı alacaksan sen al Azaril’e almağa bırakma dedi. Allah Taâla’ya Deli Dumrul’un burada sözü hoş geldi. Azrail’e nidâ eyledi (seslendi) ki “Madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, yâ Azrail, Deli Dumrul can yerine can bulsun, onun canı âzât olsun.” der. Azrail der: “Bre Deli Dumrul Allah Taâla’nın emri böyle oldu ki Deli Dumrul canı yerine can bulsun, onun canı âzât olsun.” dedi. Deli Dumrul der: “Ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam ver, gel gidelim, ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak.” dedi. Deli Dumrul sürdü babasının yanına geldi. Babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Ak sakallı aziz izzetli canım baba Biliyor musun neler oldu Küfür söz söyledim Hak Taâlaya hoş gelmedi Gök üzerinde al kanatlı Azraile emreyledi Uçup geldi Benim akça göğsümü bastırıp kondu Hırıldatıp tatlı canımı alır oldu Baba senden can dilerim verir misin Yoksa oğul Deli Dumrul diye ağlar mısın Babası der: Oğul oğul ay oğul Canımın parçası oğul Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul Penceresi altın otağımın kabzası oğul Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul Karşı yatan kara dağım gerek ise Söyle gelsin Azrailin yaylası olsun Soğuk soğuk pınarlarım gerek ise Ona içme olsun Tavla tavla koç atların gerek ise Ona binek olsun Katar katar develerim gerek ise Ona yük taşıyıcı olsun Ağıllarda akça koyunum gerek ise Kara mutfak altında onun şöleni olsun Altın gümüş para gerek ise Ona harçlık olsun Dünya tatlı can aziz Canımı kıyamam belli bil Benden aziz benden sevgili anandır Oğul anana var dedi. Deli Dumrul babasından yüz bulamayıp sürdü anasına geldi. Der: Ana biliyor musun neler oldu Gök üzerinde al kanatlı Azrail uçup geldi Benim akça göğsümü bastırıp kondu Hırıldatıp tatlı canımı alır oldu Babamdan can diledim ana vermedi Senden can dilerim ana Canını bana verir misin Yoksa oğul Deli Dumrul diye ağlar mısın Acı tırnak ak yüzüne çalar mısın Kargı gibi kara saçını yolar mısın ana dedi. Anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Anası der: Oğul oğul ay oğul Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul On ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul (aslında bu iki mısranın yeri değişiktir) Dolma beşiklerle belediğim oğul Dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul Akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul Pis dinli kâfir elinde esir olaydın oğul Altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul Yaman yere varmışsın varamam Dünya tatlı can aziz Canımı kıyamam belli bil dedi, anası da canını vermedi. Böyle diyince Azrail geldi Deli Dumrul’un canını almağa. Deli Dumrul der: Bre Azrail aman Tanrı’nın birliğine yoktur güman (şüphe) Azrail der: “Bre deli kavat daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli ananın yanına vardın can vermedi, daha kim verecek.” dedi. Deli Dumrul der: “Hasretlim vardır, buluşayım.” dedi. Azrail der: “Bre deli hasretlin kimdir?” Der: “El kızı helâllim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın.” dedi. Sürdü helâllisinin yanına geldi, der: Biliyor musun neler oldu Gök yüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi Benim beyaz göğsümü bastırıp kondu Benim tatlı canımı alır oldu Babama ver dedim can vermedi Anama vardım can vermedi Dünya şirin can tatlı dediler Şimdi Yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun Soğuk soğuk sularım sana içme olsun Tavla tavla koç atlarım sana binek olsun Penceresi altın otağım sana gölge olsun Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun Ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun Gözün kimi tutarsa Sen ona var İki oğlancığı öksüz koyma Der: Ne diyorsun ne söylüyorsun Göz açıp da gördüğüm Gönül verip sevdiğim Koç yiğidim şah yiğidim Tatlı damak verip öpüştüğüm Bir yastıkta baş koyup emiştiğim Karşı yatan kara dağları Senden sonra ben neylerim Yaylar olsam benim mezarım olsun Soğuk soğuk sularını İçer olsam benim kanım olsun Altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun Tavla tavla koç atını Biner olsam benim tabutum olsun Senden sonra bir yiğidi Sevip varsam beraber yatsam Alaca yılan olup beni soksun Senin o nâmert anan baban Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar Arş şahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun Yer şahit olsun gök şahit olsun Kadir Tanrı şahit olsun Benim canım senin canına kurban olsun dedi. Razı oldu. Azrail hatunun canını almağa geldi. İnsan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. Allah Taâla’ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış: Der: Yücelerden yücesin Kimse bilmez nicesin Güzel Tanrı Nice cahiller seni gökte arar yerde ister Sen bizzat müminlerin gönlündesin Dâim duran cebbar Tanrı Ulu yollar üzerine İmaretler yapayım senin için Aç görsem donatayım senin için Alırsan ikimizin canını beraber al Bırakırsan ikimizin canını beraber bırak Keremi çok kadir Tanrı dedi. Hak Taâlaya Deli Dumrul’un sözü hoş geldi. Azrail’e emreyledi: “Deli Dumrul’un babasının anasının canını al, o iki helâlliye yüz kırk yıl ömür verdim.” dedi. Azrail de babasının anasının derhal canını aldı. Deli Dumrul Yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü. Dedem Korkut gelip destan söyledi deyiş dedi. “Bu destan Deli Dumrul’un olsun, benden sonra alıp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin.” dedi. Dua edeyim hanım: Karlı kara dağların yıkılmasın. Gölgeli kaba ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni nâmerde muhtaç etmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın hanım hey!...
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#5 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
KAM Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üzerine ak otağını dikmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri sohbete toplanmıştı. Yeme içme idi.
Kazılık Koca derlerdi bir kişi var idi. Bayındır Han'ın veziri idi. Şarabın keskini başına çıktı. Kaba dizi üzerine çöktü, Bayındır Han'dan akın diledi. Bayındır Han izin verdi. “Nereye istersen git” dedi. Kazılık Koca iş görmüş, işe yarar, adamdı. İşe yarar yaşlıları yanına topladı, teçhizat ve levazımı ile yola girdi. Çok dağlar, dere tepe geçti. Günlerden bir gün Düzmürd Kalesi'ne geldi. Karadeniz kenarında idi. Ona erişip kondular. O kalenin bir tekürü var idi. Adına Arşın oğlu Direk Tekür derlerdi. O kâfirin altmış arşın boyu var idi. Altmış batman gürz vururdu, çok kuvvetli yay çekerdi. Kazılık Koca kaleye yetişir yetişmez cenge başladı. Sonra o tekür kaleden dışarı çıktı, meydana girdi, er diledi. Kazılık Koca onu görür görmez yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kâfirin ensesine bir kılıç vurdu, zerre kadar kestiremedi. Sıra kâfire geldi. O altmış batman gürz ile Kazılık Koca'ya tepeden aşağı tutup çaldı. Yalan dünya başına dar oldu düdük gibi kan fışkırdı. Kazılık Koca'yı yakalayıp tutup kaleye koydular. Yiğitleri durmayıp kaçtılar. Kazılık Koca tam on altı yıl kalede esir oldu. Sonra Emen derlerdi bir kişi altı kerre varıp kaleyi alamadı. Meğer hanım, Kazılık Koca esir olduğu vakit bir oğlancığı var idi. Bir yaşında idi. On beş yaşına girdi, yiğit oldu. Babasını öldü biliyordu. Yasak eylemişlerdi, esir olduğunu oğlandan saklıyorlardı. O oğlanın adına Yigenek derlerdi. Günlerden bir gün Yigenek oturup beylerle sohbet ederken, Kara Göne oğlu Budak ile uyuşamadı. Birbirine söz atıştılar. Budak der: “Burada boş laf edip ne yapıyorsun, madem ki er diliyorsun, varıp babanı kurtarsana, on altı yıldır esirdir” dedi. Yigenek bu haberi işitince yüreği oynadı, kara bağrı sarsıldı. Kalktı, Bayındır Han'ın huzuruna vardı, yere yüz koydu, der: Sabah erken sapa yerde dikilince ak otağlı Atlas ile yapılınca mavi gölgelikli Tavla tavla çekilince yiğit atlı Çağırıp yardım isteyince bol çavuşlu Çalkandığında yağ dökülen bol nimetli Darda kalmış yiğidin arkası Zavallının biçarenin ümidi Türkistan’ın direği Yırtıcı kuşun yavrusu Amıt suyunun aslanı Karacuğun kaplanı Devletli han medet Bana asker ver, beni. babamın esir olduğu kaleye gönder” dedi. Bayındır Han buyurdu, “Yirmi dört sancak beyi gelsin” dedi. “Önce Demirpakı Derbendi’nde bey olan, kargı mızrak ucunda er böğürten, hasıma yetiştiğinde kimsin diye sormayan Kıyan Selçuk oğlu Deli Dundar seninle beraber varsın” dedi. “Aygır Gözler Suyu'ndan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan Eylik Koca oğlu Dülek Evren beraber varsın” dedi. “Çift burçtan kayın oku durmadan gecen Yağrıncı oğlu İlalmış seninle beraber varsın. Üç kerre düşman görmese kan ağlayan Toğsun oğlu Rüstem beraber varsın” dedi. “Ejderhalar ağzından adam alan Deli Evren beraber varsın. Yer yüzünün bir ucundan bir ucuna yetişeyim diyen Soğan Sarı beraber varsın.” Sayılmakla Oğuz erenleri tükense olmaz. Bayındır Han yirmi dört kahraman sancak beyini Yigeneğe arkadaşlığa verdi. Beyler toplanıp hazırlıklarını yaptılar. Meğer o gece Yigenek rüya gördü. Rüyasını arkadaşlarına söyledi, görelim hanım ne söyledi: Der: “Beyler birdenbire kara başım, gözüm uykuda iken rüya gördü. Elâ gözümü açıp dünya gördüm. Ak boz atlar koşturan alplar gördüm. Ak miğferli alpları yanıma aldım. Ak sakallı Dede Korkut'tan öğüt aldım. Alaca yatan kara dağları aştım. İleri yatan Karadeniz'e girdim. Gemi yapıp gömleğimi çıkardım yelken kurdum. İleri yatan denizi deldim geçtim. Öteki kara dağın bir yanında alnı başı parlayan bir er gördüm. Kalkıp yerimden doğruldum. Kargı dilli öz mızrağımı kaptım. Karşılayıp o ere vardım. Karşısından o eri mızraklayacağım zaman denedim. Göz ucu ile o ere baktım. Dayım Emen imiş onu bildim. Döndüm o ere selâm verdim, Oğuz ellerinden kimsin dedim. Gözkapaklarını kaldırıp yüzüme baktı. Oğul Yigenek nereye gidiyorsun dedi, söyledi. Ben dedim: Düzmürd Kalesi’ne gidiyorum, babam orada esir imiş dedim. Burada dayım bana söyledi: Der: Yetiştiğinde yel yetişmezdi yedi vurgunum Yedi bayırn kurduna benzerdi yiğitlerim Yedi kişiyle kurulurdu benim yayım Kayın dalı tüylerinden som altınlı benim okum Yel esti yağmur yağdı yükü koptu Yedi defa vardım o kaleyi alamadım geri döndüm. Benden daha er çıkmayasın Yigeneğim dön dedi. Yigenek rüyasında dayısına söylemiş: Der: Kalkıp yerinden doğrulduğunda Elâ gözlü bey yiğitleri yanına olmadın Adı belli beylerle sen at koşturmadın Beş akçeli süvarileri arkadaş ettin Onun için o kaleyi sen alamadın Demiş. Yigenek yine der: Kese kese yemeğe yahni güzel Kesme gününde kumandan hızlı güzel Daim geldiğinde dursa devlet güzel Bildiğini unutmasa akıl güzel Hasmından dönmese kaçmasa erlik güzel dedi. Bu rüyayı Yigenek arkadaşlarına hikâye eyledi. Meğer dayısı Emen orada yakın idi. Cümle beylerle arkadaş olup gittiler. Düzmürd Kalesi’ne yetişince etrafını çevirip gittiler kondular. Kâfirler bunları görünce Arşın oğlu Direk Tekür'e haber verdiler. O mel'un da kaleden dışarı çıkıp bunların karşısına geçti, er diledi. Kıyan Selçük oğlu Deli Dundar yerinden kalkı verdi, altmış tutam sivri mızrağını koltuğa kısıp “O kâfiri karşısından mızraklayayım” dedi, mızraklayamadı. Kâfir Tekür yakalayıp zorladı, mızrağını çekti elinden aldı. O altmış batman gürz ile Dundar'ı tepeden aşağı tutup çaldı. Geniş dünya başına dar oldu. Cins atını çevirdi, çekilip döndü. Ondan sonra Dönebilmez Dülek Evren altı kanatlı çomağı ile at tepip gelip yukarıdan aşağı kâfire şiddetle vurdu, yenemedi. Tekür yakalayıp elinden çomağını aldı, ona da gürz ile vurdu. O da cins atını çevirdi döndü. Hanım, yirmi dört sancak beyi Tekür'ün elinde perişan oldu. Sonra Kazılık Koca oğlu Yigenek, taze yiğitcik yaradan Allah'a sığındı, ölümsüz mâbudu övdü, der: Yücelerden yücesin Kimse bilmez nicesin Aziz Tanrı Sen anadan doğmadın Sen babadan olmadın Kimsenin rızkını yemedin Kimseye güç etmedin (zor göstermedin) Bütün yerlerde birsin Sen dâim ve baki olan Allahsın Ademe sen taç giydirdin Şeytana lânet kıldın Bir suçtan ötürü. huzurundan sürdün Nemrud göğe ok attı Karnı yarık balığı karşı tuttun Ululuğuna haddin yok Senin boyun kaddin (boyun) yok Veya cism ile ceddin yok Vurduğunu ulutmayan Ulu Tanrı Bastığını belirtmeyen belli Tanrı Kaldırdığını göğe yetiştiren güzel Tanrı Kızdığını kahreden kahhar Tanrı Birliğine sığındım Rabbim kadir Tanrı Medet senden Kara elbiseli kâfire at tepiyorum. İşimi sen yoluna koy dedi. Hemen at sürdü. Yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kâfirin omuzuna bir kılıç vurdu. Giyimini kuşamını doğradı, altı parmak derinliğinde yara açtı. Kara kanı fışkırdı, kara kalçası, çizmesi dolu kan oldu. Kara başı bunaldı darda kaldı. Hemen döndü kaleye kaçtı. Yigenek ardından yetişti. Kale kapısına girmişken kara çelik öz kılıcı ile ensesine öyle çaldı ki başı top gibi yere düştü. Ondan sonra Yigenek atını döndürdü, askerin yanına geldi. Esir olan Kazılık Koca'yı bırakı vermişler, çıkıp geldi. “Hay bey yiğitler kâfiri kim öldürdü” diyerek söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Der: Develerin dişisini gebe koydum Erkek midir dişi midir onu bilsem Kara elimin koyununu gebe koydum Koç mudur koyun mudur onu bilsem Elâ gözlü güzel helâlimi hamile koydum Erkek midir kız mıdır onu bilsem Bre bey yiğitler haber bana Yaradanın aşkına dedi. Yigenek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Der: Develerin dişisini gebe koydun erkek oldu Kara elde koyununu gebe koydun koç oldu Elâ gözlü güzel helâlini hamile koydun aslan oldu dedi. Yigenek babası ile görüştü. Ondan sonra geri kalan beyler görüştü. Sonra hep birden beyler kaleye yürüyüş ettiler, yağmaladılar. Babası ile Yigenek gizli yaka tutarak koklaştılar, iki hasret birbiriyle buluştular, ıssız yerin kurdu gibi uluştular, Tanrı'ya şükürler kıldılar. Kalenin kilisesini yıkıp yerine mescit yaptılar Aziz Tanrı adına hutbe okuttular. Kuşun alaca kanını, kumaşın arısını, kızın güzelini, dokuz katlı işlenmiş süslü elbise, cübbe Bayındır Han'a hisse çıkardılar. Geri kalanını gazilere bağışladılar. Döndüler, evlerine geldiler. Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. “Bu Oğuznâme Yigeneğin olsun” dedi. “Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Âhir sonu arı imandan ayırmasın. Ak alnında beş kelime dua kıldık kabul olsun. Günahınız adı güzel Muhammed Mustafa'nın yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!...”
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#6 |