![]() |
|
|
#191 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Foucault tarafından ortaya atılan bu kavram (esthetique de l'extstence), antikitede bireyin bizzat kendi yaşamını bir eser malzemesi gibi alarak, kendi varoluşunu inşa etmesini, kendi üzerinde eylemde bulunmasını ifade etmektedir.
Foucault'nun bu tezi kimlik ya da benlik sorunsalı bakımından önem taşımaktadır. Zira günümüzde yaygın bir psikoloji anlayışı, insanın kendisi olmasını, otantik olmasını ve dolayısıyla kendisini tanımasını tavsiye etmektedir. Foucault'ya göre bu görüş, doğal ve evrensel bir görüş değildir. 'Ben kimim?' sorusu, Hıristiyanlıkla birlikte ortaya çıkmış ve ilk manastırlarda, günah çıkarma (confessiori) pratiklerini belirli bir koda oturtma amacıyla geliştirilmiştir. Nitekim antikitede birey, kendisinin kim olduğunu sorgulamamakta, kendisini tanımaya ve kendisi olmaya çalışmamaktadır. İnsanın kendisine ilişkin kaygısı, M.
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#192 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Verbalizm (verbalism), sözcüklerin anlamını gerçekten anlamaksızın kullanma tutum ve davranışı olarak tanımlanabilir. Verbalizm, boş, anlamı belirsiz sözcüklerle konuşma, sözcükler üstüne tartışma, 'laf salatası' yapma gibi biçimler alabilir
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#193 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
İnsanın vücuduna ilişkin temsili, H. Head'de 'vücut şeması' (1911), P. Schilder'de 'vücut imajı' (1923) terimleriyle ifade edilmiştir. Genel olarak, bu iki terimi kullanıldıkları metin alanlarına göre birbirinden farklılaştırmak daha doğru görünmektedir.
Vücut şeması, daha ziyade vücudun mekândaki pozisyonu ve farklı vücut parçalarının durumunun az çok bilinçli bir temsilini ifade etmektedir. Burada, insanın belirli bir andaki ve dolayımsız çevresindeki aktüel vücudu söz konusudur. Bu şema, büyük ölçüde değişmezlik göstermektedir. Buna karşılık vücut imajı, bireyin geçmiş yaşantılarından, vücuduna ilişkin deneyimlerinden ve kültürel normlardan etkilenen bir temsile göndermektedir. İnsanın vücuduyla ilişkisinin temel biçimi, yorgunluğunu, acısını veya ağrısını hissettiği, rehavet veya gevşeme duyduğu vücuduyla, yani onun içten algıladığı ve kavradığı yaşayan bir gerçeklik olarak vücuduyla ilişkisidir. İkinci biçimi, dıştan kavranan vücutla ilişkidir ve bu ilişki, tarihsel-kültürel niteliklidir. Nitekim, vücudun bugünkü anlamda, bakılan, seyredilen, sevilen, bakım yapılan ve hatları çizilen, kalıba sokulan bir obje olarak kavranışı, modernlikle ilişkilendirilebilir (Chappuis, 1994). Burada vücut, diğerinin bakışına sunulan ve diğeri tarafından takdir edilen; duruma göre kişiler arası iletişimde köprü veya engel rolü oynayan, bireyi sergileyen veya gizleyen karmaşık bir 'şey'dir. Gittikçe daha genel bir nitelik kazanan bu anlayışta, çekici, cezbedici, diğeri tarafından beğenilen bir vücuda sahip olmak veya vücudunu diğerlerinin dikkatini çekecek veya diğerleri üstünde bir güç elde etmeyi sağlayacak ahenkli bir biçime sokmak önem kazanmaktadır. Vücudun bir arzu veya kıskançlık, güç veya zayıflık vasıtası haline dönüşmesi, modernlik ile refleksif düşüncenin ortaya çıkışı arasındaki ilişkiye bağlanabilir. Vücudun kutsal olmaktan çıkışı, insanın vücuduyla ilişkisinin dış bir koda göre düzenlenmesi yerine, bizzat insanın gözüyle görülmesine göndermektedir. Bunun için vücudun bireyden koparak ayrılması gerekmektedir. Kuşkusuz bu kopuş sancılı ve diyalektik bir özelliktedir. Zira vücudumuz diğerinin ve bizim gözümüzde kimliğimizin konumlandığı yer olarak, bize ait olmaya devam etmekte ve varlığımızı ortaya koymakta, ancak aynı zamanda sürekli diğerinin bakışına göre 'baktığımız, ilişki kurduğumuz bir obje olarak işlemekte ve diğerinin varlığını ortaya koymaktadır (Chappuis, 1994). Vücut imajı, çağımızda benlik sunumunun önem kazanmasıyla, bireyler açısından önemli bir kaygı konusuna dönüşmüştür. İnsan vücuduna yönelik yeni bir hizmet ve endüstri sektörünün ortaya çıkması, modern toplumlarda bu kaygının ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir. Bu kaygı beslenme alışkanlıkları, sportif etkinlikler, estetik cerrahi ve estetik bakım hizmetleri gibi alanlarda yepyeni norm ve davranışların doğmasına yol açmıştır. Günümüzde vücut, benlik amblemi statüsüne yükselmiştir (Bloch ve ark. 1997).
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#194 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Yafes ve Sam kompleksi, gazetecilerin gerçekliği tüm çıplaklığıyla yazıp yazmaması konusundaki tartışmalarda, oto-sansür tavrını ifade etmektedir. Bu kompleks kısaca, olaylara karşıdan bakma ve onlardan söz etme güçlüğü ya da bu kapasiteden yoksun olma olarak tanımlanabilir.
Yafes ve Sam, Nuh'un iki oğludur. Bir gün babaları yıkanırken, istemeden onu çıplak olarak gören iki çocuk gözlerini kapatmışlardır. Nuh'un üçüncü oğlu Ham ise bakmaya devam ederek onun çıplaklığıyla alay etmiş ve babası tarafından lanetlenmiştir. Yafes ve Sam kompleksinin nitelediği ünlü çağdaş olay örneklerinden biri 1968'de Vietnam'da cereyan eden My Lai Katliamı ardından ABD'de açılan davalarda olayın tanıklarının aylarca suskun kalmalarıdır.
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#195 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Yansımalı düşünce (specularity} refleksif düşüncenin ve empatinin bir versiyonu olarak nitelendirilebilir. Yansımalı düşünce, ilişkide bulunan iki tarafın birbirinin düşüncesini dikkate alarak düşünmesini ifade eder ve bu anlamda, kendi ikizini yaratan bir düşüncedir. Zira burada bir ayna oyunu söz konusudur, iki aynanın birbirine karşı konması, sonsuza kadar giden bir görüntü zinciri oluşturur.
Tutuklular ikilemi, yansımalı düşüncenin literatürdeki en tanınmış örneklerinden biridir. Normal olarak empatik niteliği nedeniyle bu tür bir akıl yürütmenin, karşılıklı anlayışı ve işbirliğini sağlaması beklenir; ancak tıpkı tutuklular ikileminde olduğu gibi, karşıdakinin ne düşüneceğini hesaba katmak, çoğu durumda, istismar ve anlaşmazlığa götürmektedir. öte yandan pratikte insanlar sağduyu yoluyla işbirliğini sağlamayı başarmaktadırlar. Ortak bilgi kavramından yola çıkan teorisyenlerin iddia ettiği gibi, diğerinin düşündüğünü sonsuz bir zincirde hesaplamaksızın ("Onun düşündüğümü düşündüğünü düşündüğümü düşündüğünü düşündüğümü ... düşünüyorum"), kişiler arası ilişkide bir istikrar sağlanabilmektedir. Dupuy (1992), işbirliğine ulaşmak, makul olanda birleşmek için, rasyonellik paradigmasının bir eksiklik gibi gördüğü çok küçük dozda da olsa bir 'kusur'un (imperfectiori) gerektiğini, kendi dışından gelen bir şeylerin devreye girdiğini belirtmektedir. Dolayısıyla açıklamayı iddia ettiği şeyi (sosyal olguları saydam ya da anlaşılabilir kılma iddiası) açıklayamayan rasyonellik paradigması, kendisinde bir eksiklik taşımaktadır.
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#196 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Freud tarafından önerilen bu iki ilke (pleasure principle- principle of reality), psişik İşleyişi yöneten iki ilkedir. Birinci ilke, sınırsız ve engelsiz olarak zevk sağlama ve acıdan kaçınmayı (örneğin bebeğin anne memesini emme durumu), ikincisi ise zevk ilkesine, dış gerçekliğe uyum açısından zorunlu bir takım sınırlar getirmeyi öngörmektedir.
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#197 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Zihniyet kavramı, bir toplumda, bireyler arası farklılıklar bir yana bırakıldığında geride kalan istikrarlı psikolojik yapı ve tüm bireylerde ortak olan bir takım inançlar, yargılar ve temsiller bütünü olarak tanımlanabilir; zihniyet, toplum veya kültürlere özgü bir zihinsel yapıdır. Bu yapı bireysel planda, birbiriyle mantık veya inanç bağlarıyla bütünleşmiş entelektüel eğilimler ve fikirler bütünü olarak ortaya çıkmaktadır.
Zihniyet kavramını irdeleyen yazarlara göre (Bouthoul, 1966) zihniyet, bir toplum veya kültürün üyelerinde ortaktır; bir başka deyişle toplum, benzer zihniyete sahip bireyler topluluğudur. Bireyi toplumuna bağlayan en sağlam ve dış etkilere en dirençli bağdır. Zihniyetlerin bir diğer özelliği son derece istikrarlı ve kalıcı olmalarıdır; zihniyetler, kişilerin isteğine bağlı olarak değiştirilemezler. Öte yandan zihniyet, sosyal yaşamın içselleştirilmiş yoğun bir özü gibidir, insanla dış dünya arasında yer alan bir prizmadır, Kant anlamında insan bilgisinin a priori biçimidir. Nihayet zihniyetler ile kişilerin refleksleri, temel tepkileri arasında bir bağ vardır; bir toplumda yaşamak, onun coşkularını, objelere ilişkin çekim duygularını, nefretlerini paylaşmak demektir, vb. Zihniyet konusundaki literatür, zihniyet kavramının çerçeveleri (kozmoloji, moral, din, teknik, sosyal yaşamın kategorileri, yani değerler, kutsal inançlar, hiyerarşiler, dostluk ve düşmanlıklar, vb.); zihniyetin içeriği ya da bileşenleri; zihniyet tipleri (dogmatik zihniyet-pozitif zihniyet; ilkel zihniyet-modern zihniyet, vb.) gibi hususlar üstünde odaklaşmaktadır.
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|
|
|
#198 | ||
|
_MULTIFUNCTION_
![]() ![]() |
Sosyal psikoloji araştırmalarında önemli bir paradigma oluşturan zoraki kabul ya da uyma (forced compliance), bir bireyin çeşitli dış etkenlerin etkisiyle, görüş, inanç ve tutumlarına zıt davranışta bulunmasıdır. Örneğin, Milgram'ın itaat deneyine katılan denekler, bu tür bir durumda bulunmaktadırlar. Bunun diğer bazı klasik Örnekleri, araştırmacının isteğiyle, deneklerin inançlarına aykırı fikirleri savunan bir dilekçeye imza atmaları, çekici bir oyuncakla oynamamaları veya kendilerini yiyecek veya içecekten mahrum etmeleridir.
Zoraki uyma paradigması, ilk bilişsel çelişki deneylerinin temel paradigmasıdır. Bu tür deneylerde denek, inançlarına aykırı bir davranış yapma durumuna sokulmakta ve daha sonra tutum veya motivasyonlarını bu davranışla bağdaşacak şekilde değiştirmektedir. Bu çalışmalarda, çelişkiyi giderme (azaltma veya indirgeme) süreci, davranış sonrasında yer alır ve çelişkiyi ortadan kaldırma çabası, tek bir davranışa dayanmaktadır. Daha sonraki bazı çalışmalarda, deneklerin tutumları veya motivasyonlarıyla çelişen bir yerine iki davranış öngörülmüş ve bu düzenek, 'ikili zoraki uyma' olarak nitelendirilmiştir. Örneğin T tutumuna sahip bir denek, bu tutumla uyuşan (+) veya uyuşmayan (-) A ve B davranışlarını yapmış olabilir. Bilişsel çelişkinin söz konusu olabilmesi için bunlardan bir tekinin, sözgelimi A davranışının, deneğin T tutum veya motivasyonuyla çelişkili olması yeterlidir. Buna ek olarak B davranışını alalım. B için iki ilişki dikkate alınmalıdır, B'nin hem A, hem de T ile ilişkisi. Nötr ilişkiler dikkate alınmazsa, iki davranış aralarında uyuşabilir ve bu durumda her ikisi de T ile çelişkilidirler (A ile B aralarında + ilişkili, T ile - ilişkili): Deneycinin isteği üzerine hoş olmayan bir iş yapmak (A) ve sonra bu işin hoş olduğu yönünde görüş belirtmek (B). Diğer durumda B davranışı A ile çelişkili olup T ile uyuşabilir (T ile B aralarında + ilişkili, A ile - ilişkili): A'yı yapmakla birlikte, bunun hoş olmadığı yönünde görüş belirtmek (B). Bu tür deney düzeneklerinde, ikili zoraki uyma durumu söz konusudur ve bu deney koşulları, bilişsel çelişki teorisinin radikal versiyonlarının revizyonu bakımından önemli sonuçlar vermektedir. Nitekim bu çerçevede yapılan bir çalışmada (Joule, 1993), deneklerin çelişkisinin L koşulda daha büyük, II. koşulda ise daha az olacağı öngörülmekle birlikte, sonuçlar aksi yönde çıkmıştır. Buna göre çelişki oranının saptanmasında I. koşulda A ile T ilişkisinin, II. koşulda ise B ile T ilişkisinin dikkate alınmaması gerekmektedir. Girandola da (1996, 1997), Festinger ve Carlsmith'in ünlü araştırmasının repliğini yaparak bu araştırmayı çelişki yaratan iki davranışla tekrarlamış ve tutumlarına aykırı iki davranış yapanların, bir davranış yapanlara kıyasla, daha az çelişki yaşadıklarını saptamıştır. (Kaynak: Beauvois, Joule & Monteil, 1993).
__________________
KIRIK LİNKLERİ BİLDİRİN İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin. Varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. |
||
|
|
|