Geri git   Zet10 - Bilge Karakter Toplumu > Eğitim - Genel Kültür > Genel Kültür Konuları > Sağlık
Şifremi unuttum  

Sağlık Sağlık hakkında her türlü bilgi paylaşım !



Yanıtla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 01-13-2008, 09:25 AM   #41
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Netkolizmin Önlenebilir Yükselişi


Kullanıcıların online geçirdikleri sürenin giderek artması ciddi kişilik sorunlarına neden oluyor. Dünyanın en yoğun Internet nüfusuna sahip ülkesi ABD’de, sosyal yaşamları tehdit altında kalan bilgisayar bağımlıları için birçok rehabilitasyon merkezi kurulmuş durumda. Bu merkezlerde, gününün büyük bir bölümünü Internet’te geçiren ve bu problemi çözmek isteyen bilgisayar kullanıcılarına psikolojik danışmanlık hizmeti veriliyor.

Bir günü bile e-postalarınıza bakmadan, düzenli ziyaret ettiğiniz Web sitelerine bakmadan, sanal arkadaşlarınızla sohbet etmeden geçiremiyor musunuz? Bağlı olduğunuz e-gruptan ve online topluluktan kopma endişesi mi taşıyorsunuz? O halde siz çağımızın hastalıklarından biri olan Internet bağımlığına yakalanmış durumdasınız. Sakın paniğe kapılmayın ve uzmanların bu konudaki tavsiyesine uyup bir an önce psikoloğa başvurun.
İnsanoğlunun her dönemine damgasını vurmuş değişik bağımlılıklar oldu. En büyük dertlerden biri olan bağımlıklar, afyon benzeri uyuşturuculardan içkiye ve kumara, nikotinden kafeine ve hatta çaya, çikolataya kadar uzanan korkutucu ama cazibeli bu liste uzayıp gidebilir.
Kent yaşamının getirdiği psikolojik hastalıklar dört bir yanımızı sarmış durumda. Bu hastalıklar o kadar yaygınlaştı ve toplumları rahatsız eder hale geldi ki, ülkeler bu konularda bilimsel çalışmaları giderek artırma kararları alıyorlar.
Bilgisayarlaşmanın ve Internet başında geçirilen saatlerin giderek artması da psikolojik bir takım sıkıntıları beraberinde getiriyor. Toplumun dokusunu tehdit eden, milyonlarca narin insanın yaşam dengesini ve biyoritmini altüst eden bu yeni bağımlılık türü en az diğerleri kadar eğlenceli ve tehlikeli.
Çözüm, modemi çöpe atıp bilgisayarı pencereden aşağıya atmak değil. Bu şekilde, sudan çıkmış balığa dönerek daha da beter bir hale düşmek kaçınılmaz.
Alkol ve uyuşturucu kullanımını kontrol etmede olduğu gibi, anahtar tam bir mahrumiyetten ziyade, ölçülü olmakta yatıyor. O halde Internet’i eğlenceli bir oyuncaktan ve bitmeyen bir çikolatandan çok, bir üretim ve iletişim aracı olarak görmek en güzeli.

KUŞLAR, BÖCEKLER, KELEBEKLER...
Monitörün kapama düğmesine basıp camdaki yansımanıza bir bakın. Sonra, gününüzün ne kadarını bu şekilde geçirdiğinizi düşünün. İşyerinizde mesai boyunca online olduğunuz yetmezmiş gibi eve girer girmez bilgisayarın açma düğmesine basıyorsanız kritik seviyeye gelmiş bulunuyorsunuz demektir. Sürekli eş-dost tarafından “Çık dışarı biraz, bak kuşlar böcekler, kelebekler... Akıp giden bir hayat...” diye ikaz ediliyorsanız, artık biraz daha dikkatli olmanın vakti gelmiş demektir.
Bendeniz de aslında bir Internet bağımlısı sayılabilirim. Uyanık olduğum vakitlerin ortalama yüzde 70’in online geçiyor. Eve gittiğimde hemen bilgisayarı açmıyor olsam da, eşimin yakınacağı derecede bir ev kullanıcısıyım aynı zamanda. Aslında bu sızlanmalar daha ciddi sorunların habercisi; ve biz uyarıları genelde görmezden geliyoruz. Benim mazeretim hazır: “Benim işi bu!”
Kabul edelim ki hepimiz çok fazla online kalmakla suçlanabiliriz. Eminiz ki siz de “bütün gün PC önünde oturmak, bilgisayar odasından sürünerek çıkmak, bir parça hava alıp iki kadeh şaraptan sonra da sızmak” konusunda bolca suçlamayla karşılaşmışınızdır.
Mesele, normal bir Internet bağımlısı olmak veya siber uzayda garip bir tatmin duygusu bulma çabasıyla bazı garip sohbet odalarının, yaramaz sitelerin ve diğer ahlaksal açıdan şaibeli kaynakların en karanlık köşelerinde bulunan üzücü ve asosyal bir yaratık türünün üyesi olmaktır.
Interneti bilgi ve iletişim merkezi olarak görüp “Aaa ne diyorsun sen kuzum? Ne asosyalliği. Ben senden daha fazla sohbet ediyorum arkadaşlarımla; üstelik yeni çıkan her film, her kitap hakkında bilgileniyorum. İstediğim bilgilere cıııııızzzzzz (Bizimkiler dizisindeki hinoğluhin karakter böyle diyordu) diye erişiyorum Internet’ten.” Diyerekten destansı bir savunmaya girişiyor bazılarımız (onlar kendilerini bilirler).
“Niye kitap okumuyorsun?” sorusunun cevabı “Ne diye okuyayım ki? Aradığım her şey Internet’te var” cevabı ne kadar sağlıklı bilemem. Ama şundan eminim ki, mevsimlerin geçişini adamakıllı hissetmeden, doğanın sizi peşinden sürüklemesine aldırmadan geçen yıllar bizlere gelecekte kalp ağrısı (onlar ne düşüneceklerini bilirler) olarak geri dönecektir

YOKSA BEN BİR BAĞIMLI MIYIM?
Internet bağımlılığının değişik kademeleri var. Bu merdiveni kaç basamak geçtiğini kişinin tespit etmesi elbette zor ve kabullenilmez. Ancak semptomlar belli; “eller yukarı” diyen birileri olmasa da, kaçacak bir yer aramamız meseleyi iyice somutlaştırıyor.
Center for Online Addiction’a adlı sosyal danışmanlık şirketine göre Internet bağımlılığı, çok geniş bir davranış ve dürtü kontrolü problemlerinin bütününü kapsıyor. Internet bağımlılarında davranış bozukluklarının gözlemlendiğini belirten merkez yetkilileri, online kumar oynamak, pornografi düşkünlüğü, sanal sevgililer, sanal tacizler ve benzeri davranış bozukluğunun, kişinin sosyal yaşamını da baltaladığı görüşünde.
Aşırı bilgi yüklemesini de ayrı bir sanal iptila olarak tanımlayan uzmanlara göre, Web’de hastalık derecesinde sörf yapmak ve değişik alanlarda çılgınca veritabanı oluşturmak bir çok Internet kullanıcısında görülmüş hastalıklar. Tamam, Internet dev bir bilgi okyanusu ama bu okyanusu küçük bir fanusa sığdırmaya çalışmak sorun çıkartabilir. Aslında bu benzetme tam doğru olmayabilir. Gerçek bilgi depolama çılgınları için asıl dert bu bilgileri öğrenmek değil, bilgisayarına kaydederek onlara sahip olmak. Bu tur davranışlara, buldukları görece önemli her bilgiyi yazıcıdan bastırmak da katılabilir.
Giderek daha fazla görülen bir başka hastalık türü de “siberseksüel bağımlılık”. Online takıntıların en çok gözlenenlerinden biri olan siberseksüel bağımlılıkta kişi, çeşitli nedenlerden ötürü siber dünyada cinsiyet değiştiriyor (bir çoğu bunda oldukça başarılı). Tipik siberseksüeller, cinsel bastırılmışlıklarını Internet’te serbest bırakıyorlar. Gerçek hayatta yaşayamayacağı fantezileri paylaşacağı birilerini arayıp duruyorlar. Bu tür davranışlar için e-gruplar, sohbet odaları ve haber grupları ideal yaşam bölgeleri. Herkes ne aradığının farkında oluyor, kimse kimseden şikayetçi olmuyor. Üstelik kimse bunu suç olarak da tanımlamıyor.
Önemli bir bağımlılık türü de “siber ilişki bağımlılığı” olarak adlandırılıyor. Bu aşamaya gelmesi için kişide derin psikolojik sorunlar olmasına gerek yok. Yalnızlık veya asosyallik de bunu tam olarak açıklamıyor. En büyük belirti, kişinin siber ahbaplarının, gerçek hayattan arkadaşların ve ailenin yerini alması. Bu bağımlığa yakalananlar sanal dostlarıyla online sohbet etmeyi, sevgilileriyle sinemaya gitmeye tercih ediyorlar. Genellikle bu sürecin sonunda boşanmalar, aile içi sorunlar ve arkadaşlardan uzaklaşmalar geliyor.
Eğer semptomlarınızı tanımaya başladıysanız ve bir netkolik olduğunuzu düşünüyorsanız bir psikoloğa gitmenizde fayda var. Ya da Netaddiction’un (

) sanal kliniğinden seansı 15 dolara danışmanlık hizmeti de alabilirsiniz.

NETKOLİZMİN TARİHÇESİ
Internet bağımlığı aslında çok yeni bir kavram değil. 1994 yılında ABD’de, bütün gecesini Internet’te geçiren bir kadını kocasının terk etmesi gazetelere yansımıştı. Terk edilen kadının arkadaşı olan Doktor Kimberley Young, hemen kolları sıvayarak Internet bağımlılığını araştırmaya başlamıştı.
Yine ABD’de 1996 yılında, 17 yaşında bir erkek çocuğu Internet’e girmesi yasaklandığı için depresyona girmiş; daha sonrasında bir uyuşturucu ve alkol rehabilitasyon merkezinde tedaviye alınmıştı.
1996 yılında, Harvard’la bağlantılı bir psikiyatri merkezi olan McLean Hastanesi, bilgisayar bağımlılığı kliniği açarak Internet bağımlılığının üzerinde boyutlarını gözler önüne sermişti.
Internet kullanıcı sayısının, sanal dünyanın özelliklerinin ve bu alemde geçirilen zamanın giderek arttığı 1999 yılında, Amerikan Psikoloji Kurumu konferansında Online bağımlılık hakkında akademik bir araştırma görüşmeye sunuldu. 496 yoğun faaliyet gösteren Internet kullanıcısı arasında 396 tanesi bağımlı olarak tanımlandı ve bilim adamları bu konu üzerinde daha fazla kafa yormaya başladılar. Aynı yıl, Dr. Kimberley Young, Internet bağımlıları için ilk Online kliniğini açtı.
2000 yılının ilk aylarında, Yazılım firması Visionary2000, piyasaya Getalife adında bir anti-bağımlılık yazılımı sürdü. Bu yazılım bilgisayara yüklendiğinde, bağımlı kullanıcıları gidip başka bir şeyle uğraşmaya teşvik etmek için, nahoş mesajlar yanıp sönmeye başlıyor. Pek işe yaradığı söylenemez ama yine de sevimli bir girişim olarak değerlendirilebilir.
Geçtiğimiz yıl da Internet bağımlılığı için oldukça elverişliydi. Psikologlar için öğrenilmesi gereken farklı bir dünya, giderek daha fazla hasta insan üretiyor. Son birkaç yılda, dünyanın değişik yerlerinde bir çok Internet bağımlığı merkezi kuruldu. Uzmanların ortak çağrısı, daha fazla zarar görmeden mutlaka bir psikoloğa danışmak ve dengeyi tutturana kadar tedavi görmek.
Bence Türkiye’deki kullanıcılar arasındaki Internet bağımlılarının sayısı bağlantı hızının artmasıyla doğru orantılı olacak. Türkiye için Internet teknik olarak hala sorun. Tabi bir de, Internet bağımlığının telefon faturalarına yansıyan yüzü var. Bu yüzden ailesinden bir alay azar işiten ve Internet yasağı yiyen kullanıcı sayısı epey fazla tahminimce.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:25 AM   #42
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Bilgisayara Bağımlılık Sosyalleşmeyi Engelliyor


Bağımlılık derecesinde bilgisayara düşkün çocukların sosyalleşememe ve EQ’sunun (duygusal zeka) düşük olması nedeniyle ilerde ruhsal sorunlar yaşadığı bildirildi. Çocukların kendi aralarında kurduğu dostlukların kişilik gelişimi, sorunlarla mücadele ve çözümü tek başına bulabilme açısından başka hiçbir şeyle karşılaştırılamayacağı ifade edildi.
Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Üre, gelişen dünyada değişen zevklerin ve tüketim alışkanlıklarının, aslında çocuk yetiştirmeyi daha zor bir hale getirdiğini söyledi. İnsan hayatına daha çocukluk çağında giren bilgisayarın, her gün artan fonksiyonları sayesinde, modern yaşamın ve eğitimin bir parçası haline geldiğini dile getiren Üre, zeki ve kendini kanıtlayan gençlerin tamamının bilgisayarı verimli kullanan kişilerden çıktığını kaydetti.
Çocukların sağlıklı ruhsal gelişimlerinin sosyalleşmeye bağlı olduğunu anlatan Üre, bunun da aile ve okulda gerçekleştirilen aktivitelerle sağlanacağını söyledi. Üre, her geçen gün sayıları artan internet kafeler ve evlerdeki yerini televizyon gibi büyük bir hızla alan internet erişimli bilgisayarların, çocukların hayatındaki yerine dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, bilgisayara bağımlılığı nedeniyle sosyalleşemeyen ve bu nedenle EQ’su düşük olan çocukların, ilerde bozuk ruh sağlığına sahip bireyler olduğunu kaydetti.

“OKULLARDA OYUN SALONU...”
Prof. Dr. Üre, sosyal gelişimin desteklenmesi için okullara büyük görev düştüğünü vurgulayarak, şöyle konuştu: “Şayet okullar gerçek işlevini yerine getirirse çocuklar internet kafelerde zamanlarını bilgisayarda oyun oynayarak geçirmez. Sosyal ihtiyaçlarının yerine bilgisayarı ve onun sunduğu sanal oyunları koyan çocuklar, ahlaki gelişimden yoksun kalırlar. Çocukların sanal bir oyunda yarışmaları ve başarılı olmaları onları zihinsel açıdan, ayrıca algılama ve muhakeme gücü bakımından geliştirir. Bu nedenle okullardaki kütüphanelerin bir kısmı oyun salonu şeklinde düzenlenerek, çocukların bu ihtiyaçları sağlıklı bir şekilde karşılanmalıdır. İnternet kafe yerine okulda ders sistematiği içinde faydalı bilgisayar oyunlarına yönelen çocuklar, bu teknolojiden sağlıklı bir şekilde yararlandırılmış olur.”
Çocukların kendi aralarında kurduğu dostlukların kişilik gelişimi, sorunlarla mücadele ve çözümü tek başına bulabilme açısından başka hiçbir şeyle karşılaştırılamayacağını ifade eden Üre, “Anne-babalar, sokağa çıkmasını istemedikleri çocuklarını sosyal ilişkiden mahrum bırakarak bilgisayara ve yalnızlığa itiyor. Oysa çocuk iyi ve kötüyü tanımalı, kavga etmeli, küsmeli sonra barışmalı ve hayatta kendini bekleyen sorunlara karşı provasını yapmalıdır” diye konuştu.
Prof. Dr. Üre, çocuğunun kötü arkadaşlarla zararlı alışkanlıklara sahip olacağı korkusunu taşıyan ebeveynlerin, çocuklarını dünyayı mahkum olduğu sanal gerçeklikle algılamaya sevk edeceklerini de kaydederek, bilgisayarı ve sunduğu dünyayı sırf güvenlik endişesi nedeniyle doğal ortamda kazanılacak tecrübelerin yerine koymanın yanlış olduğunu dile getirdi.
Bunun topluma, zeki ancak içine kapanık, iletişim kurmada sorunlar yaşayan bireyler kazandıracağını belirten Prof. Dr. Üre, “Çocuklarımızı ödül olarak aldığımız bilgisayarlarla dış dünyadan koparmamalıyız. Çocuk hayatı odada değil, sokakta tanıyabilir” diye konuştu.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:25 AM   #43
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Sanal Mihraka Karşı Savaş


Asya'nın teknolojik açıdan en gelişmiş ülkesi Singapur'un derdi, internet bağımlılığı. Singapur İçişleri Bakanı Ho Peng Kee, hızla yayılan internet bağımlılığının 'halkın sağlığını, ilişkilerini, mutluluğunu ve sonunda ruhunu tahrip ettiğini' söyleyerek tehlikeye dikkat çekti. Ho'ya göre 4 milyonluk ülkede 46 bin kişi, internet bağımlısı olma yolunda. Singapurlular vergi ödemesinden bakkal alışverişine dek her alanda internetten yararlanıyor.
Sınırlı kaynaklarına rağmen imrenilecek bir refah düzeyi yakalayan Singapur'da 'sıkı çalışma' övülürken, verimliliği tehdit eden her tür 'bağımlılık' için sert önlemler alınıyor.

Örneğin uyuşturucu müptelaları hapsediliyor, bazen dövülüyor. Uyuşturucu ticaretinin cezası ise idam. İnternet, sohbet odaları, sanal porno ve kumar imkânı ile tehlike. Ülkede bazı okullar internet bağımlısı öğrencilerin tedavisi için psikiyatristleri görevlendirdi. İçişleri Bakanı, yakında başlatılacak 'Toplum Sağlık Yönetimi' programı ile uyuşturucu, kumar, seks, porno ve internet gibi 'kötü alışkanlıklar' hakkında danışma hizmeti vereceklerini açıkladı.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:25 AM   #44
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

İlaç Bağımlılığı Ve İlaç Suistimali


İlaçların tıbbi endikasyon dışında kullanılması ve/veya özellikle bir hekime danışmadan kişinin kendi insiyatifi ile veya yetkisiz kişilerin önerileri ile ilaç kullanılması olayı tıbbi olmayan ilaç kullanılışı veya ilaç suistimali olarak adlandırılır. Oysa yanlış ilaç kullanımı (ilacın gerektiği gibi kullanılmaması) ile ilaç suistimali (ilacın kötüye kullanılması) tamamen farklı konulardır.

Daha önceleri ilaç suistimali, günümüzde ise madde suistimali olarak ifade edilen olay ile ilgili tanımlamalar çok karmaşık olup, yıllarca değişikliklere uğramıştır. İlaç alışkanlığı , doğal veya sentetik bir ilacın yinelenen kullanımının neden olduğu, kişiye ve topluma zararlı, peryodik ve kronik zehirlenme olgusu olarak tanımlanır. Bu olgunun başlıca karakteristikleri şunlardır:
a- İlacı almak için önüne geçilmez bir istek ve onu her yola başvurarak sağlamaya çalışmak,
b- Dozu arttırma eğilimi,
c- İlacın etkilerine karşı psişik (psikolojik) ve bazen fiziki bağımlılık.

Fizksel bağımlılık, geri çekme veya yoksunluk sendromu olarak ifade edilen, ilaç ile ilgili karekteristik ve özgül bir grup semptomları önlemek için ilacın sürekli kullanılmasını buyuran ve o ilacın sürekli kullanılmasının neden olduğu fizyolojik durumdaki değişiklik olarak tanımlanır.

Görüldüğü gibi İlaç (veya madde) suistimali, çevrenin yerleşmiş uygulamalarına ve diğer hükümlerine aykırılığı yansıtan izafi bir kavramdır. İlaç bağımlılığı ise biyolojik bir olaydır. Kişide bağımlılığın başlangıcı genellikle ilaç suistimaline dayanır. Başka bir deyişle bağımlılık, çoğu olguda ilacın tıbbi olarak kullanılışı sonucu değil, başından beri suistimal şeklinde kullanılması sonucu gelişir. Kişide bağımlılık yapma potansiyeli yüksek olan ilaçların çoğu tıpta çeşitli hastalıkların tedavisinde ve diğer amaçlarla kontrollü olarak kullanılırlar.

Bağımlılık yapan ilaçlar, SSS'de önemli derecede stimülasyon veya depresyon oluşturan, sonuçta algılama, mizaç, mental parametreler, davranış ve bazen motor fonksiyonlarda bozukluk yapan psikotrop ilaçlar'dır.

Bu ilaçlar çeşitli kaynaklarda yanlış ve yanıltıcı olarak uyuşturucu ilaçlar veya narkotik ilaçlar olarak adlandırılırlar. Esasında bu ilaçların sadece bir bölümü narkotiktir yani SSS'de depresyon yapar. Amfetaminler, kokain ve halüsinojenler gibi diğerleri ise SSS'de stimülasyon oluştururlar. Bağımlılık yapan kimyasal etkenlerin hepsi ilaç olmadığı gibi günümüzde ilaç bağımlılığı yerine madde bağımlılığı terimi tercih edilmektedir.

İLAÇ SUİSTİMALİNE KATKIDA BULUNAN FAKTÖRLER

Bu alanda yaygın çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, ilaç suistimalinden sorumlu özel bir faktör veya faktörleri kesin olarak belirlemek mümkün olmamıştır. Kişilik, çevresel koşullar, genetik faktörler ve fizyolojik faktörler gibi başlatıcı, teşvik edici veya kendi kendine ilaç verme (kendi-verme; self-administration) gibi bir takım nedenler ileri sürülmüştür. Bunlar aşağıda incelenecektir.

Pekiştirici (re-inforcer) olarak ilaçlar

Bağımlılık yapan tipteki ilaçların önemli ortak özelliklerikendi-verme alışkanlığı'nı başlatan pekiştirici ilaçlar olmalarıdır. İnsanlarda pekiştiricilik, keyif artması, ağrı veya sıkıntının ortadan kalkması veya algılama değişiklikleri şeklinde olabilir. Bunlar pozitif pekiştiriciler'dir. İlaç kullanmayı sürdürmede rol oynayan pekiştirinin negatif şekli de vardır. Bağımlılık yapan ilacı kesmenin veya o ilacı bulamamanın keyifte oluşturacağı azalma, bağımlı bir kişi için olumsuz bir durumdur. Bağımlı kişi bu duruma düşmemek için ilacı almaya devam eder. Bu bir negatif pekiştiri olayıdır. Doz, uygulama yolu, diğer ajanların varlığı, diğer ajanlarla ön-uygulama, belirli bir dozu almak için gerekli eforun miktarı ve tabiatı ilaçların neden oldukları pekiştiriyi modifiye eden faktörlerdir.

İlaç kesilmesine bağlı olumsuz durum, heroin ve diğer opioidler, alkol ve uyku ilaçları gibi SSS depresanlarına bağımlı olanlarda o kadar belirgin ve ciddi semptomlarla kendini gösterir ki bu durum "abstinens" (yoksunluk) sendromu diye adlandırılır. Bağımlı kişi için ızdırap verici ve yıldırıcı olan bu durum, özellikle adı geçen ilaç türlerine olan bağımlılığın pekiştirilmesinde önemli rol oynar.

Bağımlılık yapan ilaç kullanılmasına yol açan ve ilaç dışında kalan önemli bir pekiştirici etken de "sosyal pekiştiri"dir. İlacı kullanıp bağımlılık kazanmış olan bir kişi, o ilacı çoğu kez sosyal çevreye (arkadaş gurubu, kulüp üyeliği, hipi gurubu gibi) uyum sağlamak amacıyla veya satıcıların teşvikiyle başlamıştır.

Bağımlılığa predispozisyon

Aynı ilacın farklı kişilerde farklı davranışlara yol açması, bazu kimselerin kompülsif (zorunlu) ilaç kullanmasına karşı elverişli bazı özelliklerinin olduğunu (predispozisyon) gösterir. Bu farklar davranış, değer kavramı, kişilik öğeleri ve aile, okul, sosyal çevre ve arkadaşlarla ilişkiler yönündedir. Predispozisyonda insanın kişilik yapısı bir dereceye kadar rol oynar. Kişinin yetişdiği ailenin tipi ve sorunları da onun predispozisyonunda rol oynayabilir.
Bazı kişilerde bir ilacın oluşturduğu keyif veya zevkin nitelik ve derecesinin, insanların çoğunda oluşuna göre farklılık göstermesi de bu kişilerdeki predispozisyona katkıda bulunabilir.

Sosyo-kültürel etken

Kişinin predispozisyonunun yanısıra, onun içerisinde bulunduğu toplum kesiminin ve toplum genelinin gelenek, görenek, olanak ve değer kavramlarının bağımlılık gelişmesinde ve tipinin belirlenmesinde katkısı vardır. Bazı toplumlarda veya toplum kesiminde, bağımlılık yapan ilaç veya bitkilerin bireysel olarak veya toplu halde kullanılması (bizim toplumumuzda kahve içme, nargile içme ve çay içme gibi) yaşamın bir parçası veya toplumsal bir gelenek haline gelmiştir.

Özel yardımcı etkenler

Bu etkenler şu şekilde özetlenebilir:
1- Keyif, ferahlık ve gevşeme duyumsama gereksinimi,
2- Güncel sıkıntı ve korkulardan kurtulmak, uzaklaşmak gereksinimi,
3- Yeni zevkler ve eğlenceler aramak,
4- İlacın etkisi hakkındaki merakı gidermek,
5- Ruhsal depresyondan kurtulmak,
6- Çevrenin ve geleneklerin baskısından kurtulmak,
7- Yüklendiği sorumlulukların baskısını gidermek
8- Çeşitli nedenlerden dolayı içinde bulunduğu ızdırabı gidermek,
9- İlacın yarattığı psişik durum içerisinde bilincinin derinlerine inme arzusu.

TOLERANS

Etanol, opioidler, barbitüratlar, benzodiazepinler, ve amfetaminlerin kronik olarak kullanılmaları tölerans ve/veya fiziksel bağımlılık gelimesine neden olur. Bu tölerans çoğunlukla farmakodinamik tipte olmasına rağmen, bazı ilaçlarda buna ek olarak biyokimyasal tölerans da görülür. İlacın hoşa gitmeyen yan etkilerine karşı (bulantı, kusma, çarpıntı, baş dönmesi gibi) tölerans gelişmesi, çoğu kez, ilacın devamlı kullanılmasını pekiştirir. Bir ilacın bilinen tüm farmakolojik etkilerine karşı kronik tölerans gelişmeyeceği gibi, töleransın gelişme hız ve derecesi de ilaca göre değişir. Bunun nedeni, bağımlılık yapan ilacın vücutta etkilediği çeşitli yerlerdeki hücrelerin o ilaca karşı aynı derecede tölerans kazanmamasıdır. Örneğin, opioidlerin analjezi, öfori, sedesyon ve diğer SSS'ni deprese edici etkilerine karşı tölerans geliştiği halde miyozis, konstipasyon ve konvülziyonlara karşı tölerans gelişmez. Tölerans, dozun giderek artırılmasını sağlayarak suistimal olayına dolaylı bir şekilde katkıda bulunur. Bu nedenle töleransın derecesi, bağımlının kullandığı ilaç dozu ile o ilacın mutad olarak kullanılan dozu arasındaki oran ile belirlenir.

Farmakodinamik töleransta, nöronlardaki reseptörlerin ilaca kesintisiz maruz kalması esastır. Bu tölerans ilaç kesildikten kısa bir süre sonra kaybolur ve kişi o ilaca karşı başlangıçtaki duyarlılığı tekrar kazanır. Bağımlılık yapan ilaçlara karşı nöron düzeyinde oluşan tölerans farmakodinamik niteliktedir.

İlaçların kendilerini yıkan hepatik enzimleri indüklemek suretiyle neden oldukları tölerans ise biyokimyasal töleranstır.

Bağımlılık yapan ilaçlar arasında, gerek grup üyeleri gerekse gruplar arası çapraz-tölerans söz konusudur. Çapraz tölerans bir ilaca karşı tölerans kazanan bir kimsenin o gruptan diğer ilaçlara karşı da tölerans kazanması şeklinde tanımlanabilir.

PSİŞİK VE FİZİKSEL BAĞIMLILIK

Herhangi bir ilaca karşı bağımlılık kazanmış bir kimsede, psişik ve fiziksel olmak üzere iki türlü bağımlılık söz konusudur. İlaca karşı bağımlılık bazen sadece psişik olabildiği halde, özel bazı durumlar dışında fiziksel bağımlılık tek başına gelişmez.

Psişik (psikolojik) Bağımlılık ilacın pozitif pekiştiri yapmasına bağlıdır.Kendini ilacı almaya devam etme arzusu ile belli eder. Bu arzu ilaca karşı psişik özlemdir. Kişide o ilacı almak için önüne geçilmesi güç ve olanaksız bir istek oluşmuşur. Psişik bağımlılığın derecesi ilaç gruplarına ve belirli bir ilaç grubu içindeki farklı ögelere göre değişkenlik gösterir. Bir ilacın psişik bağımlılık oluşturma derecesi, kişiye görede farklılıklar gösterir. Psişik bağımlılık bütün ilaç bağımlılığı olgularında temel unsurdur.

Fiziksel (fizyolojik) bağımlılık psişik bağımlılıktan ayrı ve çoğunlukla ondan bağımsız bir olaydır. Fiziksel bağımlılık, ilacın kısa veya uzun süre vücutta bulunması sonucu beyinde onun etkilediği nöronlardaki reseptörlerde, o reseptör üzerinde oluşan etkiyi hücre içerisinde dengeleyen sistemde ve etkilenen nöron topluluğunu etkileyen diğer nöron sistemlerinde meydana gelen fizyolojik değişmelere bağlıdır. Bu nedenle fiziksel bağımlılık yerine nöroadaptasyon terimi de kullanılmaktadır. Fiziksel bağımlılık sonucu bireysel nöronlarda veya nöron topluluklarında yeni bir nörohümoral denge veya yeni bir homeostaz oluşur. Bu nedenlerdendir ki, ilacın kesilmesi durumunda veya ilacın farmakolojik antagonistinin verilmesi durumunda, bağımlı kişide derhal abstinens (yoksunluk) sendromu denilen ve kendisini psişik ve somatik nitelikteki belirtilerle gösteren belirli bir süre devam eden hastalık hali ortaya çıkmaktadır. Bu olaya kesilme (withdrawal) sendromu adı da verilir. Ortaya çıkan semptomlar ve işaretler, beyinde genellikle ilacın etkilerine göre ters yönde olan değişmeleri yansıtır. Bu nedenle yoksunluk sendromu genelde bir re-bound olayı olarak kabul edilir.

Özellikle opioidlere yönelik olmakla birlikte fiziksel bağımlılık oluşumu ile ilgili temel mekanizma teorileri şu şekilde özetlenebilir;

1- Homeostaz ile ilgili adaptasyon teorisi- Homeostazın sürdürülmesinden birinci derecede sorumlu otonomik (özellikle hipotalamik) merkezler, morfinin etkilerine karşı cevap olarak uyum düzenlemelerine girerler. Yinelenen uygulamalarda, otonomik hiperaktive durumu oluşur ve morfinin homeostazı etkileme gücü ve yeteneği azalır. Böylece bir tölerans gelişmiş olur. İlacın kesilmesi durumunda bu otonomik hiperaktivite, yoksunluk sendromunun göstergesi olarak belirginleşir.

2- Enzim indiksiyonu- İlaç beyinde kendi farmakolojik etkinliği ile ilgili bir enzimi inhibe eder. Bu enzim, sentezi son ürün tarafından baskı altında tutulan bir enzim olduğu için, inhibe olması nöronlar için gereki olan son ürünün (nöromediyatorun) miktarının azalmasına neden olur. Sonuç olarak ilacın akut etkileri ortaya çıkar. Öte yandan bu durum, enzimin sentezi üzerindeki baskıyı ortadan kaldırarak onun sentezini arttırır. İlacın kesilmesi ve inhibisyonun ortadan kalkması, sentezi artmış olan enzimin aşırı etkinlik göstermesine ve bol miktarda nöromediyator yapılmasına neden olur. Böylece yoksunluk belirtileri ortaya çıkar.

3- Latent sinir yolakların açılması- Devamlı ilaç kullanılması SSS'de belirli bir sinirsel yolağı bloke eder. Bunun üzerine normal durumlarda kullanılmayan yedek yolaklar açılarak etkinlik kazanır. İlaç kesildiğinde normal yolak tekrar çalışmaya başlar. Hem onun hem bir süre için yedek yolağın çalışması, yoksunluk sendromuna neden olur.

4- Reseptör artışı teorisi- Nöronal aktiviteyi azaltan ve nörotransmiterlerin sentezini inhibe eden bağımlılık yapıcı ilaçların kronik kullanımı, dolaylı olarak reseptör sayısında artış oluşturur. Bu durum, ya daha fazla reseptörün sentez edilmesi ya da sessiz reseptörlerin aktif şekle dönüşmesi ile olur. Yoksunluk sırasında, normal nörotransmiter aktivitesi ile birlikte aşırı düzeyde reseptörlerin varlığı re-bound etkilere yol açar.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:26 AM   #45
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

5- Süpersensivite- Tölerans ve fiziksel bağımlılık oluşturan ilaçlar, nöronal yolaklarda impuls akışını azaltmak suretiyle direkt olarak veya dolaylı bir şekilde süpersensiviteye neden olurlar. Bu olay otonom sinir sisteminde periferik denervasyon süpersensivitesine benzer. Yoksunlukta impuls akışı eski şeklini alır ve re-bound hipereksitabilite ortaya çıkar.

6- Dual etki hipotezi- Morfinin aksonların yüzeyindeki bazı reseptörlere bağlanması santral depresyona neden olurken, aynı hücrelerin veya nöronların intraselüler reseptörlere bağlanması santral stimülasyona neden olur. Tölerans sadece depresan etkilere karşı gelişir. İlacın kesilmesi eksitasyon ile belirgin yoksunluk sendromu oluşturur.

BAĞIMLILIK DURUMLARININ SINIFLANDIRILMASI

Çeşitli ilaç gruplarının yapmış oldukları bağımlılıklarda gözlenen özellikler ve belirtiler "tutkunluk" ve "alışkanlık" tanımlamalarının herhangi birine tam olarak uymadığı için bu türde bir sınıflandırma yapmak geçersiz olabilir. Bu nedenle ilaç gruplarına göre çeşitli bağımlılık tipleri ayırd edimiştir. Bunlar aşağıda incelenecektir.

1. MORFİN (OPİOİD) TİPİ BAĞIMLILIK

Morfin, kodein, morfin türevi yarı-sentetik ilaçlar ve farmakolojik etkileri bakımından morfine benzeyen ilaçlar, farmakolojide narkotik analjezikler veya opioidler olarak adlandırılırlar. Bu grupta olan ve bağımlılar tarafından en fazla kullanılan ajanlar morfin, heroin, afyon, oksikodon ve meperidin'dir.

Morfin tipi bağımlılığın başlıca karakteristikleri şunlardır:
a- Genellikle zorunluluk derecesinde ilaç özlemi, dolayısıyla güçlü psişik bağımlılık vardır.
b- Fiziksel bağımlılık erken başlar ve bununla birlikte tölerans gelişir. Kullanma süresi uzadıkça fiziksel bağımlılık ve tölerans dereceleri paralel olarak artar.
c- İlacın kesilmesi son dozdan 8-10 saat sonra başlayan yoksunluk sendromuna neden olur.

Çeşitli opioid ilaçların bağımlılık yapma potansiyelleri farklı derecededir. Güçlü öfori yapıcı etkisi olan heroin en yüksek potansiyele sahiptir. Suda çözüp i.v injeksiyonla veya sigara içerisine katılıp yada tütünü heroin içerisinde ıslatıp kuruttuktan sonra inhalasyon suretiyle, yada toz heroini enfiye gibi buruna çekerek kullanılır. Bazı narkotiklerin ve narkotik antagonistlerinin yoksunluk sendromu Tablo1' de verilmiştir.

2. ALKOL TİPİ BAĞIMLILIK

Pek çok yönden barbitürat tipi bağımlılığa benzediği için bazı kaynaklarda alkol-barbitürat tipi bağımlılık olarak tek bir başlık altında ele alınır. Alkol çeşitli kültürlerde değişik vesilelerle sık olarak kullanılan bir maddedir. Ancak, bu kullanım şeklinde bağımlılık söz konusu değildir. Kişi normal kabul edilen miktarların üzerinde ve toplumun kabul ettiği durum ve zamanlar dışında alkol almaya başlamış ve yeterli alkol stokunu bulundurma fikrini edinmiş ise, bu durumda alkol bağımlılığı (alkolizm) başlamış olarak kabul edilir.

Alkol tipi bağımlılığın başlıca özellikleri şunlardır:
a- Psişik bağımlılık değişik derecededir,
b- Sosyoekonomik ve kişisel zarara neden olur,
c- Alkole karşı tölerans yavaş bir şekilde gelişir. Fazla derecede değildir ve tam olmaz.
d- Fiziksel bağımlılık geç ve alınan miktar oldukça arttıktan sonra ortaya çıkar. Bu nedenle alkol kesilmesine bağlı tam bir yoksunluk sendromu tablosu fazla miktar (100 g) ve uzun süre (10 yıl) alkol alınması sonucu görülür.

Alkol bağımlılarında yoksunluk belirtileri olguların yarısında erken (ilk 24 saat) görülür ve hafif seyreder. Bazı olgularda ise geç (alkol alınışından 48-72 saat sonra) başlayan ve girişim yapılmadığı takdirde ölümle sonuçlanabilen ağır yoksunluk sendromu seklinde olur. Deliryum tremens adı verilen bu durumda, otonomik hiperaktivite belirtileri, titremeler, vizüel (görüntüsel) halüsinasyonlar, ajitasyon, konfüzyon, dezoryantasyon ve kardiyovasküler dekompansasyon birlikte ortaya çıkar. Alkolizm modelleri alkol suistimalinin komplikasyonları Tablo2 ve Tablo3 te gösterilmiştir.

3. BARBİTÜRAT TİPİ BAĞIMLILIK

Bu türde bir bağımlılık, barbitüratlar ve diğer uyku ilaçları (glutetimid, metakalon ve kloral gibi) ile görülebileceği gibi, trankilizan ilaçlar (diazepam, diğer benzodiazepin türevleri ve meprobamat gibi) ile de görülebilir. Bu ilaçların kısa ve orta etki süreli olanlarının bağımlılık yapma potansiyelleri, uzun etki sürelilerden daha fazladır.

Barbitürat tipi bağımlılığın özellikleri şunlardır:
a- Psişik bağımlılık genellikle belirgin olmakla birlikte, ilacın türüne göre değişkenlik gösterir,
b- Fiziksel bağımlılık güçlüdür. İlacın kesilmesi bazen ölümle sonuçlanabilen belirgin yoksunluk belirtilerine neden olur.
c- Tölerans gelişir; ancak bu tölerans alkole karşı olandan daha çok ve morfine karşı olandan daha az derecededir.

4. TÜTÜN TİPİ BAĞIMLILIK

Sigara içme ve diğer şekillerde yapılan tütün dumanı inhalasyonu, zamanla psişik ve fiziksel öğeleri olan bir bağımlılık oluşturur. Tütün içenlerde, duman içerisinde bulunan ve bağımlılık oluşturan en önemli etkenin nikotin olduğu kabul edilir. Nikotin, morfin ve kodeine oranla çok zayıf bir pekiştiricidir. Bu nedenle, tütün içmenin bağımlılık haline gelmesinde farmakolojiknitelikte olmayan dumanın kokusu, içine çekme olayı ve dumanın akciğerlerde ve solunum yollarında yaptığı duyusal uyarı gibi faktörler de pekiştirici olmaktadır.

Tütün tipi bağımlılığın başlıca özellikleri şunlardır;
a- İlaç özlemi oldukça güçlüdür.
b- Kısmi bir tolerans (farmakodinamik ve biyokimyasal) ve hafif bir fiziksel bağımlılık oluşur.
c- Yoksunluk belirtileri son sigaradan 24 saat sonra başlar ve günlerce devam eder. Sigarayı bırakan bağımlılarda tekrar başlama oranı oldukça yüksektir.

5. AMFETAMİN TİPİ BAĞIMLILIK

Bu ilaç grubuna bağımlı hale gelmiş kimseler ilacı ağızdan veya bazen i.v injeksiyon suretiyle alırlar. Amfetaminler, dopaminerjik sistem üzerindeki etkileri bakımından kokaine benzerler.

Bu tip bağımlılığın başlıca özellikleri şunlardır;
a- Psişik bağımlılık değişik derecededir; bazen çok ciddi düzeyde olabilir,
b- Fiziksel bağımlılık hafif veya hiç yoktur,
c- Tolerans gelişmesi yavaş fakat ileri derecede olur,
d- Kısmi tolerans nedeniyle amfetaminleri yüksek dozda kullananlar paranoid şizofreniye benzeyen bir klinik tablo gösterirler.

Aşırı dozda kullanılan amfetaminlerin yapmış oldukları psikotik reaksiyonların tedavisi için parenteral haloperidol uygulanır.

6. KOKAİN TİPİ BAĞIMLILIK

Kokain tıpta yüzeyel lokal anestezik olarak kullanılan bir ilaçtır. Sistemik uygulandığı zaman sempatik sinir sistemini etkiler ve bu periferik etkisi adrenerjik sinir uçlarından salıverilen noradrenalinin re-uptake'inin inhibasyonuna bağlıdır pekiştiri ve bağımlılık yapması SSS'deki dopaminerjik sinir uçlarından dopamin salıverilmesini arttırması ve re-uptake'ini bloke etmesinden kaynaklanır. Böylece özellikle limbik sistemde dopaminerjik etkinlik artar.

Kokain tipi bağımlılığın özellikleri şunlardır;
a- Kuvvetli psişik bağımlılık yapar.
b- Fiziksel bağımlılık yapmaz. Gerçek yoksunluk sendromu olmaz.
c- Tolerans gelişmez.
d- Belirgin kişisel ve sosyal zarara neden olur.

Kokain zehirlenmesinin aşamaları ve ilgili klinik sendromlar Tablo4 ve Tablo5'de gösterilmiştir.

7. ESRAR (MARİHUANA) TİPİ BAĞIMLILIK

Cannabis sativa var. indica (Hint keneviri) bitkisinden elde edilen ve etken maddesi kannabinoidler olan maddedir. kannabinoidler içerisinde esrarda en fazla bulunan ve esrarın farmakolojik etkilerinden sorumlu olan ana etken madde tetrahidrokannabinol (THC)'dür.

Esrar ve onun ana etken maddesi olan THC belirgin psikotrop etkilere sahiptir. Esrar kullanmanın tipik bir belirtisi konjektivada belirgin bir kızarıklık (göz kızarması)'tır. Ancak pupil çapını değiştirmez.

Esrar bağımlılığın belirgin özellikleri şunlardır;
a- Psişik bağımlılk değişik derecededir,
b- Fiziksel bağımlılık yapma potansiyeli düşüktür. Ancak uzun süre ve fazla miktarda esrar kullananlarda kesilme, hafif bir takım yoksunluk belirtilerine neden olabilir.
c- Tolerans gelişmesi önemsiz derecededir,
d- Esrarın kişisel ve sosyal zararlarının, alkolünkünden fazla olup olmadığı tartışmalıdır.

8. HALÜSİNOJEN (LSD) TİPİ BAĞIMLILIK

Halüsinojenler olarak adlandırılan ilaçlar çeşitli nedenlerle kullanılmaktadır. Bu tip ilaçları kullanan kişilerce en yaygın olarak ileri sürülen neden bu ilaçların dünyaya ve kişisel bakışta yeni yaklaşımlar sağladığı yönündedir.

LSD (Lizerjik asit dietilamid) kullanımının yaygınlığı, benzer ilaç gruplarının bir temsilcisi olması ve üzerinde çok fazla araştırmalar yapılmış olması gibi nedenlerle halüsinojenik ajanların prototipi olarak kabul edilmektedir.

Diğer yandan halüsinojenler başlığı altında toplanmadıkları halde, tedavide kullanımları sırasında halüsinasyonlara neden oldukları bildirilen bazı terapotik ajanlar da vardır (Tablo6).

LSD ve benzeri halüsinojen maddelerin yaptığı bağımlılığın başlıca özellikleri şunlardır;
a- Genellikle hafif ve orta derecede olmak üzere değişik derecede psişik bağımlılk gelişir. Bağımlılık nadiren kuvvetli derecede olabilir.
b- LSD'ye karşı çabuk (birkaç gün içerisinde) ve genellikle ileri derecede tolerans gelişir. Bu nedenle ilacın peryodik olarak kullanılması gerekir.
c- Fiziksel bağımlılık oluşmaz.

9. KHAT TİPİ BAĞIMLILIK

Khat, yemen ve Doğu Afrika'nın yüksek bölgelerinde tarımı yapılan Cantha edulis bitkisine bu bölge halkının verdiği isimdir. bu bitkinin körpe yaprakları ve filizleri çiğnenmek suretiyle kullanılır. taze yaprak halindeki Khat'ın temel aktif maddesi aminopropiofenon (ketiron)'dur. Bu madde stabil değildir ve kısa sürede başka maddelere dönüşür.

Khat'ın etkileri yönünden amfetaminlere benzer. Khat tipi bağımlılığın en önemli özellikleri orta derecede psişik bağımlılık oluşturması, fiziksel bağımlılık ve tolerans geliştirmemesidir.

10. UÇUCU SOLVENT TİPTEKİ BAĞIMLILIK

Eter ve kloroform gibi genel anesteziklerin, benzin ve benzol'ün, toluen gibi zamk sıvağlarının, boyacıların kullandıkları tiner'in (%90 toluen + %9 etil asetat + %1'den az benzol), karbon tetraklorür ve benzeri uçucu solventlerin, bilinci kaybettirmeyen miktarda inhalasyonu alkol şarhoşluğunu andıran öfori ve gevşeme hali oluşturur. Bu maddelere karşı belirgin olmamakla birlikte psişik, fiziksel bağımlılık ve tolerans gelişebilir.

Organik solventler toksik maddelerdir. Bunları kronik olarak koklayanlarda psikotoksik ve organik toksik etkiler ortaya çıkabilir. Bilinç kaybı ve ölüm olabilir. Bazı solventlerin toksisiteleri Tablo7'de gösterilmiştir.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:26 AM   #46
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Sigarayı Bırakmanın Püf Noktaları


Sigarayı bırakmanın püf noktalarıİnsan ömründen çalan sigarayı bırakmak için işte size püf noktaları...
Türkiye’de 20 milyon kişi sigara tiryakisi. İçenler yüzünden içmeyenler de sürekli zehirli hava soluyor. Batı ülkeleri, kapalı alanlarda sigara içimini sert yasalarla yasaklıyor.

Türkiye’de 20 milyon kişi sigara tiryakisi. İçenler yüzünden içmeyenler de sürekli zehirli hava soluyor. Batı ülkeleri, kapalı alanlarda sigara içimini sert yasalarla yasaklıyor.

Türkiye’de ise etkin yaptırımlar yok. Tempo Dergisi olarak yasa koyuculara sesleniyoruz: Bir an önce harekete geçin, ciğerlerimizin nefes almasını sağlayın



Dünyada 1 milyar kişinin, Türkiye’de ise erkek nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ının, kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 25’inin, yani ergenlik çağındaki çocuklarla birlikte yaklaşık 20 milyon kişinin sigara içtiğini biliyor muydunuz?

Peki, her yıl dünyada 4.5 milyon, Türkiye’de ise 100 bin kişinin sigaraya bağlı hastalıklardan öldüğünü?

Ülkemizde her yıl, yaklaşık 100 bin yeni kanser vakası ortaya çıkıyor. Her yıl yaklaşık 200 bin kişi, diğer deyişle her 5 dakikada bir kişi, kalp hastalıklarına bağlı nedenlerle ölüyor.

En çok doktorlar içiyor

Sigara, sadece sağlığa değil, ‘cebe’ de zarar:

Türkiye’de yılda 6.5 milyar dolar sigaraya, bir o kadarı da sigaranın yol açtığı hastalıkların tedavisine harcanıyor. Sigara tüketiminde ise ‘başrolü’ maalesef doktorlar oynuyor. istatistiklere göre hekimlerin yüzde 42’si sigara içiyor.

Göğüs hastalıkları uzmanlarının bile yüzde 20’si tiryaki. İlaçlar, nikotin bantları nikotin spreyleri, nikotin sakızları oyuncak sigaralar, akupunktur, psikoterapi… Çeşit çeşit sigara bırakma yöntemi var. Ancak bunlar, kişi sadece
‘dumanlı hayatına’ veda etmeye kararlıysa işe yarıyor.

Sigarayla mücadelede, yasaların katı bir şekilde uygulanması çok önemli. Ancak Türkiye’de, maalesef yasalar kâğıt üzerinde kalıyor. işyerlerinde, sokaklarda, okullarda, alışveriş merkezlerinde, kafelerde, filmlerde, evlerde, her yerde sigara içiliyor.

Yani iki kişiden birinin elinde sigara görüyor çocuklarımız. Bu nedenle de ilkokul çağı çocukları arasında sigara içme oranı, yüzde 20’lere dayanmış durumda.

Başarısızız!

Türk Kardiyoloji Derneği Üyesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Öngen, Türkiye’nin sigarayla mücadelede başarılı olmadığına dikkat çekiyor: “Sigara, başta dolaşım ve solunum sisteminde sorunlara yol açıyor. Sigara içenlerin inme ve kalp krizi geçirme riskleri, içmeyenlere göre iki kat fazla. Sigara içen bir kişinin, önceden hastalık tanısı konulmadan, kalp krizinden ölme riski ise yüzde 300 daha fazla. Ayrıca sigara içenlerde, bacak damarlarının tıkanması sonucu kangren olma riski ya da karın ana atar damarında balonlaşma olma riski 300-400 kat fazla.”

‘En ucuz kitle imha silahı’

Türk Toraks Derneği Üyesi ve Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Füsun Yıldız, sigaranın ‘en ucuz kitle imha silahı’ olduğuna dikkat çekiyor: “Önlem alınmazsa, ülkemizde 2025 yılında 250 bin kişi tütüne bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybedecek.” Peki, hükümetimiz ve Sağlık Bakanlığı sigarayla mücadele konusunda ne yapıyor? Bu konuda pek başarılı olamadıklarını söyleyen Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, 20 yıl önce Türkiye’de ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer alan kanserin, şimdi ön sıralarda olduğunu söylüyor. Sigaraya başlama yaşı ise 9. Yani önlem almanın zamanı geldi de geçiyor bile... l

Sigara bırakma yöntemleri

Florence Nightingale Hastanesi ve İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turhan Ece sigara bırakma yöntemlerini anlattı…

İlaç tedavisi

Piyasada etkisi kanıtlanmış bir ilaç var, ancak bu etki sınırlı. Başarı oranı, bir yıllık sürece bakıldığında yüzde 15-40’larda. Bu ilaç, beyinde sigara içme isteğini azaltıyor. Bazı kişiler, psikolojik bağımlılığın yanı sıra, genetik olarak da yatkın oldukları için sigarayı çok zor bırakıyorlar. Beyinde nikotin reseptörleri yani alıcılarının fazla olması ve bunların sigara tüketimiyle birlikte çoğalması, bu kişilerin daha bağımlı olmalarına yol açıyor. ABD ve Avrupa’da, bu yıl yeni bir ilaç daha piyasaya çıktı.

Türkiye’ye de 1 yıl içinde gelecek. Merkezi sinir sistemini etkileyen bu ilaç, sigara içme isteğini ortadan kaldırıyor.
Beyinde, nikotin reseptörlerinin olduğu bölüme etki ediyor.

Replasman tedavileri

Bağımlılık yapan nikotin maddesi, kişiye nikotin bantlarıyla dışarıdan veriliyor. Nikotin sakızları, hatta nikotin spreyleri de var. Sigara ağızlıkları, yani nefesle çekilen mentollü ağızlıklar mevcut. Nikotin bantları her gün değiştirilmeli, gece çıkarılmalı. Kişi, bu bandı sabah kalktığında vücudun tüysüz ve az hareket eden bir bölgesine yapıştırıyor. Bu da genellikle sırt oluyor. Bu bantların da dozları var. Bağımlılık düzeyi çok yüksekse, en yüksek dozdan başlanıyor. Gün boyunca kişi bu bantla dolaşıyor, yatarken çıkarıyor. Bu yöntem, ilaca ek olarak uygulanabilir. Etkinlik sağlanması için kombine tedaviler öneriliyor.

Tedavi; ilaç, nikotin bandı ve nikotin sakızı kombinasyonuyla uygulanabiliyor. Nikotin bantları, cilt vasıtasıyla vücuda yavaş yavaş nikotin veriyor. Ancak sigara içerken duyulan haz burada hissedilmiyor. Dolayısıyla banda rağmen, sigara içme isteği olabiliyor insanlarda. Bu durumlarda sprey veya sakız devreye sokuluyor. Sprey, günde 6-8 kere kullanılabilir. Fazlası zarar. Kalbin hızlı çarpmasına, hatta kalp-damar hastalıkları olan kişilerde, kalp krizine bile yol açabiliyor.

Kulak tedavisi-akupunktur

‘Auriculotherapy’ olarak adlandırılan ‘kulak tedavisi’, kulaktaki duyargaların, merkezi sinir sistemiyle, yani beyinle bağlantılı noktaların uyarılmasıyla çalışan bir sistem. Bu, akupunkturun modernize edilmiş hâli sayılabilir.

Akupunkturda, herkeste aynı noktalara iğne batırılarak, sigara içme isteği ortadan kaldırılmaya çalışılır. Kulak terapisi ise kulaktaki noktalara uyarı verilerek, beyinde endorfin salgılanmasını sağlayan ve nikotin reseptörlerinin, o açlık uyarılarının beyne gidip de sigara içme isteğinin ortaya çıkmasını engelleyen bir yöntem. Başarı oranı, yüzde 70-90 arasında değişiyor.

Burada,1 yıllık sonuçlara bakılıyor. Bu, kişiye özel bir program. Kişinin cinsiyetine, boyuna, kilosuna, beslenme şekline, kullandığı ilaçlara, bağımlılık düzeyine göre planlanıyor.

Böylece her vücudun ihtiyacı olan uygun dozlar ortaya çıkıyor, tedavi buna göre uygulanıyor. Bu nedenle de diğer yöntemlere göre daha başarılı. 6 aylık süre içinde 5 uygulama yapılıyor. Ancak stresli dönemlerde tedavinin başarı oranı düşüyor.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:26 AM   #47
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Nikotin aşısı

Bir doz aşıyla, kişiye sigara bıraktırılmaya çalışılıyor. Aşının etkisi bir ay sürdüğünden, her ay yenilenmesi gerekiyor.
Psikolojik açıdan da yardımcı olabilen bu yöntem, henüz tedavi merkezlerinde uygulanmıyor. Başarı oranı da net olarak bilinmiyor. Sigarayı bırakmadaki en zor dönem ilk 10-15 gündür. Bu süre aşıldıktan sonra bunun kalıcı olması için çaba harcamak gerek.

Bıraktıktan 10-15 gün sonra bağımlılık düzeyi düşüyor. Beyindeki nikotin reseptörleri küçülmüş oluyor ve beyinden gelen sigara içme isteği azalıyor.

Oyuncaklar

Sigaranın psikolojik bağımlılık yanı çok ağır basıyor aslında. Bunları aşmak için tıbbi tedavinin yanı sıra yardımcı alternatif yöntemlere başvurulabilir. Sigarayı taklit eden, hatta içe çekildiğinde duman etkisi yaratan buhar tarzında ‘oyuncaklar’ var. Bunlar el alışkanlığına yardımcı cihazlar. Ama maliyetlerinin çok üstünde fiyatlara satılıyorlar maalesef.

Sigarayı bırakmanın püf noktaları



VKV Amerikan Hastanesi Sigara Bırakma Kliniği’nden Prof. Dr. Levent Tabak’tan öneriler

1- Kararlı olun
Sigarayı bıraktıktan sonra karşılaşabileceğiniz kilo alma, gerginlik, konsantrasyon güçlüğü, asabiyet, çöküntü ve huzursuzluk gibi sorunların sizi korkutmasına izin vermeyin. Sizin için geçerli olan sebepleri bulun ve sağlığınız için çok önemli olan bu kararı vermekte gecikmeyin. Sigara içenler, ortalama 5 ila 7 kez denedikten sonra sigarayı bırakabilir. Geçmişteki bırakma girişimlerinizi başarısızlık olarak görmektense, her denemeden öğrendiğiniz, bir sonrakinde size yardımcı olabilecek noktalara odaklanın (örneğin, niçin tekrar başladığınızı gözden geçirip, bir dahaki denemenizde tekrar başlamamak için önlemler alın.)



2- Bir tarih belirleyin

Sigarayı yardımsız bırakmaya karar verdiyseniz, önünüzdeki üç hafta içinde bunu yapmak için bir tarih belirleyin. Bu tarihi yakınlarınıza duyurun ve bu konuda size destek vermelerini isteyin.
Sigarayı bırakma tarihi geldiğinde, kararınızı kesinlikle uygulayın.



3- Doğru beslenme ve egzersiz şart

Bol miktarda su ve düşük kalorili içecekler tüketin. Şekerli ve yağlı yiyeceklerden daha az tüketmeye çalışın. Böylece kilonuzu korumuş olursunuz. Ayrıca düzenli egzersizi de ihmal etmeyin.



4- Yeterince uyuyun
Yeterince uyumaya ve dinlenmeye dikkat edin. Düzenli olarak ve kolayca uygulayabileceğiniz bir egzersiz programına başlayın (düzenli yürüyüş yapmak ya da yüzmek gibi).



5- Kendinizi oyalay›n
Boş kalmaktan kaçının. Canınız aşırı derecede sigara içmek istediğinde, başka bir aktivite ile meşgul olun. Derin ve yavaş nefes alarak rahatlamaya çalışın.



6- Stresi hobilerinizle yenin
Günlük hayatın getirdiği stresi azaltmak için hobi edinmek gibi yeni alternatifler yaratın. (Egzersiz, yoga vb.) Sigarayı bırakan kişilerin ortak özelliği, sigara içmenin yerine keyif aldıkları başka bir aktivite koyabilmeleridir.



7- Uzmana danışın
Eğer, sigarayı bırakmak için yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, örneğin ‘nikotin yoksunluk belirtileri’ denilen gerginlik, konsantrasyon güçlüğü, asabiyet, çöküntü, huzursuzluk gibi sorunları yoğun yaşıyorsanız, mutlaka bir uzmanla görüşün.



8- Uygun zamanı seçin
Mevsimsel değişikliklerden etkilenenlere, kendilerini daha pozitif buldukları mevsimde sigarayı bırakmaları önerilir. iş yoğunluğu geçici ise, en iyisi bu dönemi atlattıktan sonra sigarayı bırakmayı planlamaktır. Ancak, yoğunluk çoğumuzun işi için devamlı bir özellik olduğundan, iş yoğunluğunu bahane ederek bırakma tarihini ertelemek doğru değil.



9- Çevrenizden yardım isteyin
Sigarayı bırakmaya çalışanların, eşi ya da yakın bir arkadaşının desteğini alması çok önemli. Bu kişilerin sigarayı bırakmadaki başarı oranı, diğerlerine göre daha fazla.
Eğer eşiniz ya da yakın arkadaşınız da tiryaki ise ve sigarayı bırakmak istemiyorsa, en azından bir süre yanınızda sigara içmeyerek ve sizin ulaşabileceğiniz yerlerde sigara bulundurmayarak size destek olmalı.



10- Azaltarak bırakmayın
Sigarayı tamamen bırakın. Azaltarak bırakmaya çalışmak,
çoğunlukla süreci uzatır ve başarısızlıkla sonuçlanır.
Sigarayı bıraktığınızda, “Bir nefesten bir şey olmaz” düşüncesine direnin. Tek nefes çekmek bile sizi sigara tiryakiliğine geri götürür ve her şeye yeniden başlamak zorunda kalırsınız.



11- Sigarayı çağrıştıran her şeyi ortadan kaldırın
Evinizdeki ve işyerinizdeki bütün sigaralardan kurtulun. Çakmak, küllük, kibrit gibi sigara içmeyi hatırlatan nesneleri, göz önünden uzak yerlere kaldırın. Sigarayı bırakmak için geçerli olan sebepleri tekrar hatırlayın. Sigara içilen ortamlardan ve içen insanlardan uzak durun.



12-Kendinizi Şımartın
Kendinize iyi davranın. Sigarayı bıraktığınız gün, en sevdiğiniz yemeği sipariş edin, sinemaya gidin, sizi rahatlatan aktiviteler planlayın. Bu günü dolu yaşamaya dikkat edin, boş kalmaktan kaçının. Sigara içmediğiniz için kendinizi ödüllendirin. Sigara içmeyerek biriktirdi€iniz parayla, kendinizi mutlu edecek şeyler yapın: Seyahate çıkmak, bir restorana gitmek, yeni bir kıyafet almak gibi...



13- Kriz anında kaçın!
Aklınız sigaraya takıldığında, o anda yapmakta olduğunuz işi bırakıp ortamdan kısa süre uzaklaşın, örneğin kısa bir yürüyüş yapın ya da yapmanız gereken başka bir işe yönelin. Bu yoğun isteğin kısa sürdüğünü ve araya başka bir aktivite koyduğunuzda, azaldığını göreceksiniz.

Sigara içme dürtüsünü kontrol altında tutmanız, zaman içinde kolaylaşacak. Düşük kalorili yiyecek ve içeceklerle ağzınızı meşgul edin.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:26 AM   #48
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Hem Sigarayı Hem de Alkolü Bıraktırabilir


ABD'nin Kaliforniya Üniversitesi'nden araştırmacılar, sigara bıraktırma ilacı Champix'in alkolü bırakmada da etkili olabileceğini ortaya çıkardı.

ABD'nin Kaliforniya Üniversitesi'nden araştırmacılar, Amerikan Pfizer ilaç firması tarafından geçen yıl piyasaya sürülen Champix'in etken maddesi vareniklinin (vareniclin) etkilerini fareler üzerinde denedi.

Aşırı dozda alkol ve sigara kullanımının birbiriyle bağlantılı olduğunu ve alkol kullananların yüzde 85'inin sigara da içtiğini belirten araştırmacılar, sinir sistemindeki bazı alıcıların alkol ve sigara bağımlılığında rol oynadığı prensibinden yola çıktı.

Vareniklinin beyindeki bazı alıcılara doğrudan etki ederek nikotin ihtiyacını azalttığı, nikotinle aynı alıcıları uyardığı ve dopamin adlı mutluluk hormonunun salgılanmasını sağlayarak sigarayı bırakmada yardımcı olduğu daha önce yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştı. Bu bilgilerden yararlanan bilimadamları araştırma sonunda Champix'in aynı şekilde alkol bağımlılığında da işe yarayabileceğini gördü.

5 aydan fazla süre farelere önce alkol sonra vareniklin veren araştırmacılar bir süre sonra farelerin alkole çok az ilgi gösterdiğini, tedavi bittikten sonra da eskisi kadar alkol ihtiyacı duymadığını belirledi. Araştırma, ABD'nin saygın bilim dergilerinden Proceeding of the National Academy of Science'da (PNAS) yayımlandı.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:26 AM   #49
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Sigara Nasıl Bırakılır?


Şu an bu yazıyı okuyorsanız zaten ilk adımı atmışsınız demektir. Sigarayı nasıl bırakabileceğinizi düşünüyorsunuz ama nasıl yapacağınızı bilmiyorsunuz! Sigarayı bırakma kararı her ne kadar zor olsa da bunu bu rehber ve elbette ailenizin, arkadaşlarınızın yardımıyla yapabilirsiniz. Şu ana kadar birçok insan bunu başarabilmişse siz de başarabilirsiniz! Daha önce sigarayı bırakmayı denediyseniz ve başarılı olamadıysanız, o deneyiminizden neler öğrendiğinizi bu kez kullanabilir ve bu kez başarılı olabilirsiniz. Çok zor olabilir, ama bir kez başarırsanız, daha iyi görüneceksiniz, daha iyi hissediyor olacaksınız, daha iyi kokuyor olacaksınız ve elbette daha sağlıklı olacaksınız!

Sigarayı Neden Bırakmalıyım?
Sigaranın yaş ilerledikçe kansere neden olacağını herkes biliyor ama sigaranın şu an vücudunuzda yarattığı kötü etkileri biliyor muydunuz? Bir sigara yaklaşık 4000 kimyasal madde içerir ve bu kimyasallardan en az 43 tanesinin kansere neden olduğu biliniyor. Sigarada bulunan diğer kimyasallardan bazılarında da zehirli maddeler bulundu. En kötü olanlardan birkaçı:

- Nikotin: ölümcül bir zehir
- Arsenik: fare zehri içinde kullanılır
- Metan: roket yakıtında kullanılan madde
- Amonyak: yer temizleyici ürünlerin içinde bulunur
- Kadmiyum: pillerde kullanılır
- Karbon monoksit: otomobil egzozundan çıkan madde
- Formaldehit: pek çok yapı malzemesi ve ev eşyasında bulunan, insan sağlığı ve ekosistem için çok zararlı kimyasal bir madde
- Bütan: yakıt olarak yararlanılan bir madde


Sigarayı her içinize çekişinizde, bu kimyasalları solurusunuz ve kanınızdan akciğerlerinize kadar içinize çekersiniz. Bu kimyasallar vücudunuzun her yerine uzanır ve ciddi zararlar verir.

Tamam, sigarayı bırakmaya karar verdim, peki bu kez başarılı olmak için neler yapmalıyım?
Bu harika bir karar ve bu kararı alabilmek çok olumlu bir adım. Sigarayı bırakmadan önce şansınızı artırmak için yapmanız gereken bazı şeyler var:

- Eğer daha önce sigarayı bırakmayı deneyip başarılı olamadıysanız, neden başarılı olamadığınızı düşün. Bu kez başarılı olabilmek için neler yapabilirsiniz?
- Ailenize ve arkadaşlarınıza sigarayı bıraktığınızı söyleyin. Size yardımcı olmalarını ama kesinlikle sizi suçlamamaları gerektiğini söyleyin. Sigarayı bıraktığınız ilk günlerde zorlanacağınızı ve size anlayış göstermelerini rica edin. Onlara çevrenizde sigara içmemelerini rica edin ve size sigara teklif etmemelerini söyleyin.
- Bütün sigaralarınızı, çakmaklarınızı ve kül tablalarınızı atın. Eğer sigara içmeyen biri olacaksınız zaten bunlara bir daha asla ihtiyacınız olmayacak.
- Doktorunuzla nikotin ihtiyacınızı başka nasıl karşılayabileceğinizi konuşun. Nikotin sakızı, nikotin bandı, sprey ve daha birçok yeni metot gerçekten sigarayı bırakma konusunda yardımcı olabiliyor. Ancak, bu ürünlerin faydalı olabilmesi için doğru kullanılması gerekmektedir. O yüzden kullanmadan önce mutlaka bir bilene danışın.
- Okulunuzdaki veya çevrenizdeki bir spor merkezine üye olabilirsiniz.
- Kendinizi çok güçsüz hissettiğiniz anlarda veya canınız bir sigara yakmak istediğinde arayacak bir arkadaş bulun. Bu arkadaşınız sigarayı bırakmaya çalıştığınızı bilen biri olsun ve size neden bırakmanız gerektiğini, bu kararı neden verdiğinizi hatırlatsın.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 01-13-2008, 09:27 AM   #50
Google Mania


 
mesefad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
mesefad - MSN üzeri Mesaj gönder mesefad - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Fare Klavye Hastalığı


Teknolojideki ilerlemelerin hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını anlatmaya sanırım hiç gerek yok.

Başta mikrodalga fırınlar, cep telefonları, bilgisayarlar, yazıcılar, DVD’ler…. olmak üzere pek çok alet hayatımızın ‘olmazsa olmaz’ları olup çıkıverdiler. Bilgisayar ve internet olmadan yaşaması mümkün olmayan bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Ancak, hayatımızı inanılmaz ölçüde değiştiren teknolojinin ödememiz
gereken bir faturası da var; atalarımız ‘her nimetin bir külfeti var’ sözünü boşuna söylememişler.
Fare-klavye hastalığı

Bugün, tıpta ‘tekrarlayıcı zorlamalara bağlı hasar’ adıyla bilinen ve uzun süre bilgisayar kullananlarda ortaya çıkan bir hastalıktan bahsetmek istiyorum. Buna kısaca, ‘fare-klavye hastalığı’ da diyebiliriz, çünkü hastalık bilgisayar klavye ve faresi kullananlarda aynı hareketlerin sürekli olarak tekrarlanmasına bağlı olarak el ve kollardaki sinir, tendon, kas ve diğer yumuşak dokularda meydana gelen zedelenmeler bağlı olarak ortaya çıkıyor. Sürekli tekrarlanan hareketlerin dokulardaki kan akımını bozabileceğini veya kaslardaki ağrı sensörlerinin aşırı hassaslaşmasına yol açabileceğini düşünenler de var.

Belirtiler öyle hemen değil, aylar hatta yıllar içinde gelişiyor. Başlangıçta parmaklarda, bilekte, kol ve dirsekte fazla rahatsız edici olmayan gerginlik, katılık, ağrı… hissediliyor; ama hastalığın ilerlemesi ile hem bu şikayetlerin şiddeti artıyor, hem de el ve parmaklarda uyuşukluk, karıncalanma, soğukluk gibi nörolojik belirtiler de ortaya çıkıyor. Ellerde koordinasyon bozukluğu ve güç kaybına bağlı olarak hareket kısıtlanması ve uygunsuz hareketler görülebiliyor. Birçok hastada geceleri artan ağrılar da oluyor.

İstatistiklere göre, gün boyu bilgisayar kullanan sekreterler, memurlar, gazeteciler, borsacılar… daha büyük risk altında. Hastalığın bu mesleklerde %40’a varan oranlarda görülebileceği ileri sürülüyor. Sabahtan akşama, akşamdan gece yarılarına kadar oyun oynayan gençleri de unutmamak lazım.

Nelere dikkat etmeli

Klavye-fare hastalığını önlemek için bilgisayar kullanan herkesin titizlikle uyması gereken bazı kurallar var.

•Gereksiz bilgisayar kullanımından vazgeçmek, mesela oyun oynamamak.

•Bilgisayar karşısında doğru oturmak. Masanın çok yüksek veya alçak olmamasına dikkat edilmeli.

•Bilgisayar kullanırken dik oturulmalı, ekrana veya klavyeye doğru eğilmemeli.

•Klavyenin size bakan kenarının bir destekle birkaç santim yükseltilmeli.

•Uzun süre bilgisayar kullananlar, parçalı klavyeler ve bilek destekleri gibi ergonomik gereçlerden yararlanmalı.

•İdeal kullanımın bile uzun zaman aynı şekilde sürdürülmesi de unutulmamalı ve arada gevşeme egzersizleri yapılmalı ve pozisyon değiştirilmeli.

•Bilgisayarı kullanırken bilekler yanlara veya aşağı yukarı bükülmemeli, kullanıma ara verince el yanlara sarkıtılarak veya diz üzerinde dinlendirilmeli.

•Büyük yazı karakterleri tercih edilmeli, ekranı görmek için öne doğru eğilmek zorunda kalınmamalı.

•Tuşlara döver gibi değil, yumuşak dokunmalı, fareyi sıkı değil hafif kavramalı.

•Çift tuş fonksiyonlarında parmakları geren hareketlerden kaçınmalı, iki eli kullanmalı; omuzda telefon ahizesi ile bilgisayar kullanmamalı.
Tedavi de gerekebilir

Bu tedbirlerle rahatlamayanlarda bilgisayar kullanımının belirli bir süre tamamen yasaklanması, ağrı kesici ve romatizma ilaçları ile yoga, gevşeme egzersizleri… gibi fizyoterapi yöntemlerine başvurulması da gerekebiliyor.
mesefad isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Yanıtla


Konuyu toplam 1 üye okuyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler





 



Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, mesefad@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO